Forum

Ücretli izin, ücretsiz hizmet ve daha fazlası…

Henüz her şey net değil ama şu açık, Corona salgını toplumların ve siyasetin birçok sabitini devirdi. Bu devrimci siyaset için de geçerli, bugüne kadar kullanılan araçların önemli bir kısmı bugün kullanılmaz durumda, çok yakın bir zamana kadar gündemin tepesinde bulunan maddeler bugün konuşulmuyor bile. Böyle altüst oluş dönemlerinin sosyalizm açısından büyük imkânlar sunduğu fikri yaygın ve ama tartışılmaya değer. Her şeyden önce, herhangi bir altüst oluş dönemi çok çeşitli toplumsal sıçrama imkânı barındırır ancak döneme neyin ve hangi siyasal eğilimin damgasını vuracağı, daha önceki verilerle belirlenir. Bir altüst olma döneminin, otoriter siyasetin güçlendiği bir süreçle çıkılması ihtimali de çok kuvvetlidir ve bu Türkiye için göz önünde bulundurulması gereken bir ihtimal.

Herhangi bir süreçte devrimci dinamiklerin belirleyici olması kitlelerin kendiliğinden harekete geçmesiyle gerçekleşmez. “öncü”nün yaptığı çağrının onları harekete geçirebilmesi de çok fazla ihtimal dahilinde değil çünkü öncülük, bir politik hareketin kendine atfetmesiyle gerçekleşen bir haslet değil, tarihsel süreç içinde bir hareketin belirleyici olmasıyla gerçekleşebilen bir durum. Solun bölünmüşlüğünü göz önünde bulundurunca, bugün tarihsel anlamda öncü adayı olan bir hareketten söz etmek mümkün görünmüyor. Devrimci bir süreç, kitlelerin içinde kök salmış politik gücün ya da güçlerin, onlarla birlikte, belki onları bir adım öne taşıyarak hareket edebilmesiyle mümkün olur.

Türkiye devrimci hareketi, daha mütevazı bir ifadeyle kullanmak belki daha gerçekçi olur, Türkiye solu, Corona salgınının oluşturduğu yeni toplumsal ortama böyle dinamiklerle girmedi. Ama dönem o dinamiklerin oluşmasının zeminini de sunuyor. Özellikle Türkiye için şunu görmek gerek; işsizliğin bu kadar yüksek olduğu bir ülkede toplu ölümler kapitalizmin işleyişini zora sokmaz. Önümüzdeki dönemde kapitalizm için sıkışıklık yaratacak olan, tüketimdeki düşüş olabilir ancak. Özellikle halktan bilginin rahatlıkla gizlenebildiği mevcut atmosferde, yığınsal ölüm ihtimali maalesef yüksek olduğu gibi herhangi bir tepki görmemesi de muhtemel. Dolayısıyla bugün işçi sınıfının varlığını, canını korumak her şeyden önemli.

Türkiye, ikiyüzlülüğün olağan, gündelik normal olduğu bir ülke. Gerçekdışı açıklamalar, resmi söylem de gündelik hayatın parçası. Bu olağan pratik, salgın söz konusu olduğunda bir katliam aracına dönüşebiliyor. Bunu kırmak, halkın gerçek ve doğru bilgiye ulaşmasını sağlamak özellikle sağlık alanında çalışan meslek örgütlerinin ve kitle örgütlerinin yapabileceği bir şey. Bu noktada, devletin şeffaflaşmasını talep etmek yerine bir bilgi odağı oluşturmak daha doğru; bu salgın sonrası dönem için de bir hazırlık sağlar.

Sol sürekli olarak salgının ve yayılmasının sebebinin neoliberalizm olduğu söylüyor. Bu gerçek değil ve fazlasıyla toptancı bir görüş. Eğer neoliberalizm altında yaşayan farklı uluslardan kitleler için bugün Türkiye’de gerçekleşenden başka bir ihtimal yoksa, neden Almanya ve İngiltere’nin bile Corona ile mücadele politikaları ve aldıkları sonuçlar değişiklik gösteriyor? Küba’da elde edilecek/edilen başarının tanıtımının yapılmasının sosyalist mücadeleyle bir ilgisi yok, sosyalistler bugün, burada burjuvaziden ve devletten elde edilebilecek olanın azamisini elde etmeye çalışmak zorunda. Uzun yılardır demokrasi mücadelesine odaklanmış Türkiye solunun böyle bir eksen değişikliğine hazır olup olmadığı tartışılır tabii. İki ayrı mücadele alanından söz edebiliriz. Birincisi yukarıda da söz ettiğim, işçi sınıfını salgının etkilerinden korumak. İkincisi, bu salgın sebebiyle artacak olan işsizlik ve yoksulluğun sonuçlarıyla mücadele.

Şu talepler çok önemli: vazgeçilmez işler dışındaki her sektöre ücretli izin, o işleri yapanlara güçlü koruma, tüm işsizlere işsizlik maaşı, su, elektrik, doğal gaz gibi hizmetlerin ücretsiz sağlanması, herkese kira yardımı, her türden kredi borcunun ötelenmesi. Ücretli izni burjuvazinin yüklenmesi gerekir (otellerin sağlık çalışanlarına açılması güzel ama ücretli izin talebinin karşılanması esas olmalı) kalan talepleri devletin karşılaması gerekiyor. Karşı karşıya kalınacak güçler burjuvazi ve devlet olmalı. Bu basit talepleri sosyal medya dışında ifade etmek, gerçekleşmeleri konusunda basınç sağlamak mümkün. Herhangi bir eylemin birbiriyle temas halindeki kalabalıklardan oluşması gerekmez. Aksi yönde ilham veren devrimler tarihi var. Ayrıca bugünün hack vb. mücadele yöntemleri de çok etkili. Bu konularda tek bir kazanım hem binlerce emekçinin hayatını kurtarır hem de büyük bir güven sağlar.

Burada şunu hatırlayalım. Twitter’da sol bir hesap, Corona’ya meydan okuyan, evde kalma fikrine karşı çıkan, evde olmayı liberalizmle özdeşleştiren bazı paylaşımlarıyla takipçilerinin önemli bir kısmını güldürdü. Ama bu hesaba hakim olan mantığın ona özgü olduğunu söylemek güç. Bütün meseleleri, bütün mücadeleyi meydan okumaya odaklayan, tek değer olarak cesareti tanıyan perspektif onlara mahsus ve yeni değil. Ama cesaret üzerine bütün bu söylem, kitlelerin taleplerini destekleyecek eylemlere yol açmıyor. Feda eylemleri ya da feda riski içeren eylemlere sadece hesap sormak için başvurulmaz, halkın ücretli izin, ücretsiz hizmet talebini desteklemek için de böyle eylemler yapılabilir. KÖH, Kürdistan’da, kayyumlara rağmen de, yönetici güç konumunda, o yüzden HDP’nin özellikle o bölgede üstüne düşen, dayanışma vb. işler var. Ancak Türkiye solunun durumu ve konumu farklı. Devrimcilerin sosyal devletin görevlerine talip olması değil onların yapılmasını sağlaması gerekiyor. Ama daha önemli olan, sürecin ortaya çıkarttığı siyasal gelişmelere müdahale etmek. Devrimcilere düşen, yaşlıların alışverişini yapmak değil – bırakalım bunu belediye zabıtaları yapsın- Kanal İstanbul ihalesini engellemek, örneğin. Yukarıda söz ettiğim ücretli izin, ücretsiz hizmet talebinin hayata geçirilmesini sağlamak.

Ayrıca şunu hatırlayalım; salgından birkaç hafta önce AKP-MHP koalisyonunun alternatifi kim olabilir konusu gündemdeydi. Şimdi bunlar konuşulmuyor bile. Ayrıca Suriye’de neler olup bittiğini merak eden bile pek kalmadı. Yani salgın, AKP’nin vadesini uzatmaya yaradı. Buna izin vermemek hatta süreci tersine çevirmek gerekir. Propagandanın birçok biçimi var ve temeli bir örgütün ya da genel olarak sosyalizmin tanıtımını yapmak, adını duyurmak değil, siyasal gerçeklerin açıklanmasıdır. Bunların kullanılması, bilgiden uzak tutulan halkın bilgiye erişiminin sağlanması çok önemli. Ama en az bunlar kadar önemli olan salgın sonrasına hazırlanmak. Birçok şeyin salgından sonra kalıcılaşma ihtimali yüksek. Aklımıza ilk baskı ve denetleme mekanizmaları geliyor, bunlar muhalif siyasetle uğraşanlar için büyük tehlike arz eder. Ama siyasetle ilgili olsun olmasın kitleleri ilgilendirecek başka şeyler de kalıcılaşacak. Örneğin çalışma rejimi; evden çalışma ve tabii ardından ücretlerin düşmesi. Bunlara karşı hazırlıklı olmak gerekiyor.

En önemlisi şu: birkaç aya çok fazla sayıda insan işsiz kalacak, bunu emekçiler görüyor, daha da fazla anlatılması mümkün. Bu yeni gerçeklik daha önce ilgi ve kabul görmeyen, iş bırakma eylemlerini mümkün kılıyor. Eğer sendikalar bu imkâna gözleri kapıyorsa, bunu önerecek başka inisiyatifler hayata geçirilmeli.

Bu döneme hazırlıksız yakalandık, açıkçası ondan önce de birçok döneme hazırlıksız yakalanmıştık, bu kaderi kırmak çok iyi bir adım olabilir.

You may also like

Forum

Corona Gündemine Dair

Olağanüstü günlerden geçiyoruz. Kısa vadeli tahminlerimiz için kullandığımız dayanakların dahi çabucak çürüdüğü bir dönemdeyiz. Böylesi ...

Leave a reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

More in:Forum