Analiz

Virüs Salgını, İstisna Halinin Süreklileşme Tehlikesi ve Toplumsal Direnç

Çin’in Wuhan eyaletinde başlayıp dünyanın geri kalanına yayılan ve kısa sürede binlerce kişinin
ölümüne yol açan Corona virüs salgını toplumsal yaşam ve devlet mekanizmasının işleyişinde bir
istisna hali yarattı. İnsanlar zorunlu olarak sosyal yaşamdan büyük ölçüde uzaklaşıp evlerine
kapanırken devletler bir olağanüstü hal durumu içine girerek sokağa çıkmanın yasaklandığı veya
sınırlandırıldığı, bazı ülkelerde ordunun kent merkezlerinde dolaştırıldığı ve merkezi kontrolün
yoğunlaştırıldığı bir yapı içine büründü. Bir yandan yaşamlarımızı tehdit eden virüs salgını ve bunun
sonucu olarak sosyalizasyondan izole olmamız gerekliliği diğer yandan ise devletlerin bu
atomizasyonu ve istisna halini değerlendirerek elde ettiği merkezi güç ve denetimi uzun vadeye
(salgının zayıfladığı veya yok olduğu aşamaya) yayarak hayatlarımız üzerindeki baskıyı yoğunlaştırma
tehdidi arada sıkıştığımız seçenekler olarak duruyor.

Bu yazıda istisna halinin özelliklerini ve sağ güçlerin bu kriz durumunu fırsata çevirerek baskıcı bir
iktidar yaratma arzularına karşı virüs salgınını ve oluşturduğu tehlikeyi önemsizleştirmeden merkezi
denetim veya önlemlerin çalışanlardan yana kurulmasını sağlayacak bir mücadelenin uzun vadede
istisna halinin süreklileşmesine oluşturabileceği engeli ve aşağıdan verilen hegemonya mücadelesine
katkısını ele alacağız.

Salgın bir bahane mi yoksa gerçek bir tehdit mi: Agamben ve İstisna Hali

İtalyan düşünür Agamben şubat ayında yayınlanan yazısında (bkz: https://terrabayt.com/dusunce/covid-19-gerekcesiz-bir-acil-durumun-yarattigi-istisna-hali/ ) Corona virüsü salgınının abartıldığı kadar büyük bir tehdit olmadığını, normal gripten farksız olduğunu, bu salgını devletlerin abartılı biçimde kullanarak gerekçesiz bir acil durum hali yarattığını iddia ediyordu. Bunun nedeni olarak ise neoliberal devlet mekanizmasının gittikçe istisna haliyle yönetmeye çok daha fazla eğilimli olmasını gösteriyordu. Bu konudaki ikinci yazısında (bkz: https://uni-versus.org/2020/03/18/ceviri-agamben-mart2020/ ) biraz daha ılımlı olsa da görüşlerini temel anlamda değiştirmeyen Agamben geçmişte daha ciddi salgınlar olduğunu ama acil durum ilan edilmediğini belirterek bu istisna halinin hareket etmemizi bile engellediğini belirtti.

Agamben’in istisna halinin normalleşmesininin oluşturduğu tehdite, insan yaşamının sosyal ve politik
boyutlarından arındırılarak salt biyolojik bir forma indirgenmesine dikkat çekmesi doğru olsa da virüs
salgınını önemsizleştirmesi ve sıradanlaştırmasının büyük bir yanlış olduğunu belirtmemiz gerekiyor.
On binden fazla insanın ölümüne sebep olan ve kısa sürede aşısı veya ilacının bulunamayacağını
düşünürsek daha fazlasına muhtemelen sebep olabilecek bir salgını küçümsemenin ve sadece bir güç
bahanesine indirgemenin mantıklı bir tarafı olmadığı gibi post-kapitalist bir toplumsal tahayyül için
mücadeleye de bir faydası olamaz.

Tartışmamız gereken birinci nokta herhangi bir merkezi önlem alınmasını tamamen
şeytanlaştırmadan alınacak önlemlerin çalışanlardan yana olmasını sağlayacak bir direncin nasıl
yaratılabileceği. İkinci nokta ise mevcut istisna halini süreklileştirmek isteyecek devlet oportünizmine
karşı dikkat çekilmesi gerekliliği.

İstisna Hali ve Süreklileşmesi Tehdidi

“Geçici kriz yaklaşımları olarak betimlenen araçlar bazı ülkelerde barış zamanında da kalıcı kurumlar
haline gelmiştir ve bütün ülkelerde bu hale gelebilir.” Walter Benjamin

İstisna halini 2006’da yazdığı kitapla teorik olarak kavramlaştıran Agamben’e göre istisna hali, siyasal
belirsizlik veya nedeni ne olursa olsun herhangi bir kriz durumunda hukukun kendini askıya almasıdır.
Amaç krizle kesintiye uğrayan toplumsal işleyişin devamını sağlamak, devlet egemenliğini korumaktır.
İstisna halinin ayrı bir hukuk olmadığının altını çizen Agamben’e göre istisna hali bir hukuki boşluk ve
hukukun durdurulması olarak düşünülmelidir. “İstisna hali özel bir hukuk değildir (savaş hukuku gibi),
hukuki düzenin kendisinin askıya alınması olarak hukukun eşiğini ya da sınır kavramlarını belirler.” Bu
bağlamda istisna hali yasasızlık ile hukuk arasında mutlak bir belirsizlik bölgesi olarak tanımlanabilir.

İstisna halinin diktatörlük modelinde olduğu gibi tam bir yetki hali veya sınırsız bir iktidarın yasanın
yerine geçtiği an (belli kriz dönemlerinde hükümet veya devlet başkanlarının yetkilerinin
genişletilmesini sağlayan, yürütmeye yasa hükmünde kararnameler çıkarma yetkisi veren tam yetki
hali) olmadığının altını çizen Agamben istisna halini hükmünü yitirmiş bir hukuk düzeninden arda
kalan boşlukta siyasi olanın kendini var edişi olarak tanımlar.

Kavramsal çerçevenin dışında somutlarsak Nazi rejiminin Weimar anayasasında yer alan devletin
güvenlik ve tehditle ilgili belli durumlarda belli kişisel hakları kaldırabileceği ya da durdurabileceği
maddesini kullanarak çıkardığı “Halkın ve Devletin Korunması Kararı”yla Alman toplumuna tehdit
oluşturduğu ve toplumla bütünleşemeyeceğini düşündüğü etnik grupları yok etmeye başlaması örnek
verilebilir. Agamben’e göre bu durum varlığını sürdüren anayasanın yanına ikili devlet olarak
tanımlanmış bir anlayış uyarınca ikinci bir yapının yerleştirilmesidir. Genellikle hukuki açıdan resmi bir
yapıya kavuşturulmayan bu ikinci yapı, istisna hali sayesinde ötekiyle yan yana var olabilmiştir.

1.Dünya savaşı sonrası süreçte oluşmaya başlayıp Nazi rejimi ve Faşist rejim dönemlerinde net olarak
gözlemlenebilen devletlerin herhangi bir güvenlik sorununu bahane ederek kalıcı bir acil durum halini
iradi olarak oluşturması olgusu 2.Dünya savaşı sonrası süreçte de devam etmiştir. Demokratik olarak
tanımlanan devletlerde istisna hali yaratma yetkisini ve gücünü elinde bulundurmuş ve uygulamaları
içinde belli anlar veya zamanlarda kullanmıştır.

ABD’nin 11 Eylül saldırıları sonrası “terörizm” kavramını kullanarak yarattığı istisna haliyle terörle
bağlantılı olduğunu düşündüğü kişileri süresiz alıkoyması ve askeri komisyonlarca yargılanmasına izin
vermesi, 1970’li yıllarda Batı Almanya ve İtalya’da “komünizm tehlikesi” karşısında oluşturulan istisna
haliyle rejime tehdit olduğu düşünülen kişilerin ve toplumsal kesimlerin anayasal hakları yok sayılarak
yapılan saldırı ve yargılamalar, yine ABD’nin sistemle bütünleştiremeyeceğini düşündüğü siyahi
gettolara ve buradaki örgütlenmelere dönük politikaları örnek verilebilir.

Toplumsal Direnç

Neoliberalizmin zayıflayan hegemonyası, sağ ve sol varyantları olmak üzere klasik politik
örgütlenmelerin yaşadığı çöküş ve temsili demokrasinin yaşadığı kriz gibi olguları göz önüne
aldığımızda önümüzdeki yıllar politik denklemde önemli çalkantı ve dönüşümlere açık olarak
değerlendirilebilir. Bu noktada virüs salgınını neoliberalizmde egemen güç bloğunun ve rıza
üretiminin zayıflamasıyla birlikte okumamız gerekiyor. Virüs salgını karşısında istisna halini devreye
sokan devletlerin bu süreç içerisinde edindiği güç birikimini ve yönetimsellik tekniklerini salgın
sonrasına taşımak istemesi gayet olası. Toplumsal hegemonyası zaten uzun zamandır zayıflamış
durumda olan, yakın dönemde ise Fransa’da Sarı Yelekliler ve Şili’de neoliberalizm karşıtı mücadele
gibi hareketlerin etkisiyle daha fazla güç kaybeden neoliberal yönetim mekanizması gerek salgın
sırasında ve sonrasında olası şekilde ortaya çıkabilecek olan toplumsal kopuşları gerekse de sistem
karşıtı hareketleri baskılamak için istisna halini süreklileştirmeye veya belli durumlarda yeniden
yaratmaya eğilimli olacak. Bu noktada baştaki soruna tekrar dönersek bir tarafta salgın karşısında
yaşadığımız tehdit ve buna karşı önlem alınmasını beklememiz diğer tarafta ise devletlerin ve sağcı
güçlerin bu durumu kullanarak iktidarı totaliterleştirme arzuları karşısında ne yapmamız gerekiyor?

Bu süreçte yapılması gereken en önemli şeylerden biri devlet tarafından gerçekleştirilen ekonomi ve
sermayeyi korumaya dönük müdahaleleri açığa çıkarmak gibi duruyor. Bir taraftan ücretsiz izne
çıkarılan ya da salgın devam ettiği halde fabrika veya işyerlerinde çalışmaya gönderilen işçiler diğer
tarafta ise finansal piyasaları korumak için önlemler alan, piyasaya para aktarmaktan çekinmeyen
devletler (ABD’de FED’in geçtiğimiz haftalarda finansal piyasayı korumak için 1,5 trilyon dolar
aktarması en yakın örnek olarak verilebilir). Merkezi müdahalelerin sermaye için değil toplum ve
çalışan kesimler için yapılmasını savunan; güç kullanımının baskının örgütlenmesi için değil yaşamın
korunması için değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan bir söylem ve mücadeleye ihtiyacımız var.
Böyle bir praksis, çalışan sınıfın çeşitli segmentleri arasında birliktelik yaratarak neo-liberalizme karşı
aşağıdan gelişen ortak bir hegemonya mücadelesini salgın sonrasına da yayılacak şekilde uzun vadeye
dönük örgütleyebileceği gibi devletlerin müdahale etme gerekliliğinin meşruluğunu fırsatçı şekilde
kullanarak totaliter mekanizmayı örgütlemesine de engel olabilir.

Faydalanılan Kaynak: Giorgio Agamben. İstisna Hali. Ayrıntı Yayınları.

What is your reaction?

Excited
0
Happy
0
In Love
0
Not Sure
0
Silly
0

You may also like

Forum

Corona Gündemine Dair

Olağanüstü günlerden geçiyoruz. Kısa vadeli tahminlerimiz için kullandığımız dayanakların dahi çabucak çürüdüğü bir dönemdeyiz. Böylesi ...

Leave a reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

More in:Analiz