AnalizManşet

Protestodan Direnişe Gezi ve Yeni Direniş İmkanları Üzerine

2013 yılının Mayıs ayının sonunda başlayan, Haziran ayında en yoğun biçimde sürdürülen ve artçıları sonbahar aylarında da devam eden Gezi direnişi Türkiye toplumsal mücadele tarihine görülmemiş bir örnek ekledi. 1970’li yıllarda devrimci örgütlerin önderliğinde gerçekleşen direnişlerden farklı olarak Gezi kitlelerin kendiliğinden hareketi ve örgütlenmesiyle gerçekleşmişti. Öncelikle Taksim Gezi parkında ağaçların kesilmesi ve bölgenin AVM’ye çevrilmesine karşı pasif şekilde ve sınırlı bir kitleyle başlayan direnç, polis şiddetinin etkisiyle kitlelerin Türkiye genelinde geniş ölçüde katıldığı ve aktif şekilde karşı şiddeti uyguladığı bir sürece dönüştü. Çevreci temelde başlayan bir protesto yerini iktidarın tamamen yıkılmasına bırakan bir mücadeleye ve polis şiddetine karşı halkın aktif şekilde kendi önlemlerini ve şiddet kullanma biçimlerini aldığı bir direnişe bıraktı. Bu noktada Ulrike Meinhof’un protesto ile direniş arasındaki ayrımını tekrar hatırlamak faydalı olabilir: “Protesto şu ya da bu bana uymuyor dememdir. Direniş, bana uymayan şeyin artık gerçekleşmemesini sağlamamdır.” 

Protestodan direnişe uzanan süreçte mücadeleyi tetikleyen bir çok öğe vardı. Öncelikle kitleler AKP iktidarının baskıcı politikalarından bıkmış ve seçim yenilgileriyle biriken umutsuzluk dalgası yerini korku eşiğinin aşıldığı (veya suni dengenin sarsıldığı) bir sokak direnişi dalgasına bırakmıştı. Bununla birlikte direnişin heterojenliğini düşündüğümüzde Türkiye toplumsallığını ortak şekilde direnişe etken birçok öğe kesişmişti. Baskıcı politikalara karşı nefret, direnişin başlıca ortak zeminini oluştururken, neoliberal politikalarla kamusal anların yok edilip kentin her köşesinin dizginsiz bir yağma, tüketim ve AVM’leşmeye açılması, kent merkezlerinde bulunan yoksul mahallelerinin kentsel dönüşüm süreciyle yoksullardan alınarak zenginlere verilmeye çalışılması, mavi veya beyaz yaka işçi sınıfının tüm bileşenlerinin esnek istihdam, 8 saati aşan çalışma saatleri, güvencesizlik içine hapsedilerek yaşamlarının belirsizliğe ve sömürüye mahkum edilmesi direnişi tetikleyen diğer öğelerdi.

Direniş aynı zamanda neoliberalizme karşı mücadelenin yoğunlaştığı uluslararası bir konjonktürün etkisi içinde biçimlendi. Avrupa’da Yunanistan’da başlayıp İspanya ve İtalya’ya sıçrayan, ABD’de Wall Street’i İşgal Et hareketinde ortaya çıkan, Ortadoğu’da ise Tunus, Mısır gibi ülkelerde on yıllardır ülkeyi yöneten diktatörlüklere karşı açığa çıkan neoliberalizm ve otorite karşıtı mücadeleler Gezi’ye etkide bulunan ve esin veren diğer olaylardı.

Uluslararası Konjonktür: Neoliberalizmin Yiten Hegemonyası ve Direniş Çevrimi

2008 yılında ABD’de emlak balonunun patlamasıyla başlayan ekonomik kriz kısa sürede toplumsal bir kriz ve çatışmaya dönüştü. Neoliberalizmin sosyalist bloğun çökmesi ve sosyal refah devletini ortadan kaldırmasıyla vaat ettiği özgürlük ve zenginliğin aldatıcı bir söylemden ibaret olduğu uzun yıllardır yaşanan hayal kırıklığı ve krizin getirdiği yoksullukla birlikte açığa çıktı. Evlerini kaybeden veya borçlanarak girdiği ev masraflarını ödeyemeyen, işsiz kalan, hayatlarının her anı sömürüyle geçmesine rağmen yoksullaşmaya devam eden kitleler kısa sürede sistem karşıtı bir mücadele içinde örgütlemeye başladı. Özellikle Wall Street özelinde cisimleşen neoliberal oligarşi çaresizliğe karşı öfkenin temel hedefi haline geldi. ABD’de kitleler sosyal medya üzerinden başlayan ortak söylem ve örgütlenmelerini sokak içinde örgütlenme ve mücadeleye doğru ilerletti ve Wall Street’i İşgal Et Hareketi başladı. Aşağıdan ve yatay bir biçimde gelişen bu direniş işgalde açığa çıkan militanlığı, yüzde bire karşı yüzde doksan dokuzuz söyleminde ifadesini bulan oligarşi ile neoliberalizm karşıtlığı ve kitlelerin ortak örgütlenmesiyle forumlara dayanan yataylığıyla başka bir çok toplumsal hareket için esin kaynağı oldu.

Avrupa’da ise ABD ile benzer süreçte gelişen ekonomik kriz, Yunanistan ve İspanya’da önemli toplumsal etkilere yol açtı. Krizin ve direnişin en yoğun yaşandığı ülke olan Yunanistan’da mücadele otonom örgütlerin inisiyatifinde Meclise ve sistemin kalbine doğrudan saldırıların yer aldığı militan ve devrimci örneklerden, Yunanistan Komünist Partisi ve özellikle Syriza’da somutlaşan sistem içinde seçimler yoluyla değişim hedefine çeşitli örgütlenmelerin güçlenmesine yol açtı. Otonom örgütlenmeler Atina’da Exarchia mahallesi temelli etkili bir toplumsal güce sahip olurken sokaktaki direniş dalgasını sürdürmeye ve sistemi topyekun olarak yıkmaya dönük bir mücadele geliştirdi. Sokaktaki direniş dalgasının zayıflamasına yol açan bir olgu ise sistem karşıtı mücadelenin daha ılımlı bir form içinde seçimler yoluyla geliştirilmesi gerektiğine dair söylem oldu. Başlangıçta neoliberalizm karşıtı bir söylem benimseyen, içine sol örgütlenmeler ve forumlardan birçok bileşeni ve bireyi alarak hareket eden Syriza, Yunanistan’da neoliberalizm karşıtı kitlelerin desteğini almayı başardı ve iktidar oldu. Ancak iktidar olmadan önce vaat edilen neoliberalizm karşıtı toplumsal dönüşüm programının iktidar olduktan sonra hiçbir şekilde gerçekleştirilememesi, aksine Syriza’nın AB ve küresel kapitalist sistemin isteklerini karşı çıkmadan kabul etmesi sistem karşıtı mücadeleler için net bir gerçekliğin açığa çıkmasını sağladı. Bu gerçeklik; kapitalist sistem karşıtı mücadelelerin sistemin örgütleme, ilişki ve yaşam biçimlerini koruyarak değişeme yol açamayacağıdır. Değişim ancak toplumsal yaşamın ekonomik zorun dayatmasından kurtularak özerkleştirilmesi ve aşağıdan kalıcı şekilde kolektif bir varlığın inşa edilmesiyle başlayabilir.

Kısaca İspanya’ya da değinecek olursak İspanya’da gelişen neoliberalizm karşıtı mücadele Yunanistan’da olduğu gibi militan bir direniş formuna bürünmese de yerellerde mahalle örgütlenmeleri üzerinden bir mücadele ortaklığı geliştirdi. Bu yerel örgütlenmelerde yoksulluk ve konut giderleri sorununa odaklanıp bu çerçevede ortak bir söylem geliştiren kitleler, forum örgütlenmeleriyle sistem içi politik mekanizmalarının çerçevesinin dışında bir demokrasi formu yaratmaya çalıştılar. Bu doğrudan demokrasi örneğine dayanan yatay forumların bir parçası ve temsilcisi olduğunu iddia eden Podemos neoliberal oligarşi karşıtı söylemi ve klasik siyasi örgütlenmelerin dışında bir parti oldukları iddiasıyla, sisteme karşı öfkeli olan kitlelerin desteğini alarak İspanya’da iktidarın koalisyonla da olsa bir parçası olsa da değişim konusunda yarattığı hayal kırıklığıyla neoliberalizm karşıtı mücadelenin sistem içinde gerçekleşemeyeceğinin bir başka göstergesi oldu.

Uluslararası direniş çevriminin bir parçası olarak Tunus ve Mısır’da gelişen diktatörlük karşıtı mücadelelerde direniş ve iktidarın yıkımı için ortak bir örgütlenme geliştirebilen toplumsal hareketlerin iktidarın çöküşü sonrası kurucu bir örgütlenme yaratamamasıyla sönümlendi. Kitleler her ne kadar uzun yıllardır devam eden diktatörlükleri yıksa da temel hedefleri olan baskıcı otoriteye, emperyal bağımlılık ilişkilerine ve neoliberalizmin yol açtığı yoksulluğa son veremeyerek bir başka baskıcı ve sömürgeci kliğin iktidarını kabul etmek zorunda kaldı.

Tüm bu direniş çevrimlerinin bir parçası olarak gelişen Gezi’de bu hareketlerin hedeflerini, sorunsallarını, örgütlenme biçimlerini, olumlu ve olumsuz yönlerini paylaştı. Tunus ve Mısır’da gelişen direnişlerle benzer şekilde öncelikle baskıcı otoriteyi hedef alan Gezi, tüm toplumsal yaşamı baskı altına alan otoriter politik hegemonyanın son bularak toplumsal varlığın yeniden özgürleşmesini hedefledi. ABD, Yunanistan ve İspanya’da olduğu gibi neoliberalizmin tüm kamusal alanları metalaştıran ve toplumsal kazanımları yok eden politikaları da hedef alındı. Yoksul mahalleler kentsel soylulaştırma, kent merkezlerindeki kitleler ise ortak paylaşım alanlarının hızla yok edilmesi karşısındaki öfkelerinden enerji bularak hareket ettiler. Neoliberalizmin kitleleri belirsizliğe ve yaşamın tüm alanlarının kapitalist sömürgeciliğe mahkum eden dizginsiz sömürü anlayışı mücadelenin altındaki temel etmenlerden biriydi. Diğer direniş çevrimleri gibi aşağıdan çoklu bir toplumsal yapıya sahip olma, kendiliğinden harekete geçme ve yatay örgütlenme biçimleri çerçevesinde geliştirilen ortak söylem ve mücadele de Gezi’nin özelliklerinden biriydi. Diğer hareketler gibi sosyal medyayı mücadelenin geliştirilmesinde etkin bir biçimde kullanan Gezi, yerel örgütlenmelerde doğrudan demokrasi örnekleri çıkararak, oligarşik bir politik yapıya karşı toplumun ezilen katmanlarının söz sahibi olduğu bir politik varlık oluşturmayı hedefledi. Direniş çevrimlerinin bir çoğunda olan militanlığı ve yıkıcılığı da belli zaman aralıklarında içinde barındırarak sisteme karşı yoğun bir mücadele içine girişildiği radikal bir direnç hattına da sahip oldu. Tüm bunlarla birlikte içinden çıktığı direniş çevrimlerinin zaaflarını da yansıttı. Diğer hareketlerde olduğu gibi mücadelenin gelişiminde olumlu etkende bulunan kendiliğindenlik, çoğulluk ve merkezsizliğin getirdiği enerji mücadelenin sürdürülmesi noktasında sorunlar yarattı.  İktidar karşıtı mücadeleye dönük ortak bir hareket geliştirse de direnişin uzun bir zaman çevriminde sürdürülmesini mümkün kılacak ve yaşamın bütünü haline getirecek kurucu örgütlenmeyi yaratamadı. Kapitalist sistemin ve ekonominin baskısından özerk hale gelmeyi sağlayacak politik bir varlığın yaratılamaması tıpkı diğer hareketlerde olduğu gibi enerjinin zamanla sönümlenmesine yol açtı. Hareketin temsilcisi olduğunu iddia eden sistem içi örgütlenmelerin hareketin militanlığını dizginleyerek ve taleplerini sisteme uygun hale getirerek yumuşatmayı başarması da Gezi direnişinin diğer direniş çevrimleriyle paylaştığı olumsuzluklar oldu.

Yeni Direniş İmkanları

2000’li yılların sonu ve 2010’lu yıllarında başında gelişen direniş dalgaları sistemde yarattığı büyük sarsıntılara rağmen bir değişim yaratamadan yenilgiyle son buldu. Devrimci bir toplumsal varlığın çıkarılamaması enerjinin sönümlenmesine ve kitlelerin sistem içi politik organizasyonlara mahkum kalmasını sağladı. Ancak neoliberalizmin süren krizi ve sistem içi politik örgütlenmelerin yarattığı hayal kırıklığının sürmesi 2020’li yıllara girerken yeni bir direniş çevriminin kapısını açmış gözüküyor. 2018’de Fransa’da gelişen Sarı Yelekliler hareketi, 2019 yılında Şili’de gelişen neoliberalizm karşıtı mücadele ve 2020 Mayıs ayında ABD’de bir siyahinin polis tarafından öldürülmesiyle açığa çıkan, öncesinde de Trump karşıtı antifaşist mücadele içerisinde ifadesini bulan militan enerji yeni bir küresel direniş çevriminin eşiğinde olduğumuzu gösteriyor. Neoliberalizmin kitleler üzerindeki politik hegemonyasının büyük ölçüde sonlandığını, yaşanan ekonomik ve toplumsal krizin kapitalist sistemin olağan düzen aygıtlarıyla çözülemediğini hesaba kattığımızda önümüzdeki süreç devrimci bir toplumsal varlığın oluşumu üzerine önemli bir imkan açıyor. Sadece Türkiye’de değil dünya genelinde ise devrimci hareketlerin yaşadığı temel sorun yeni isyan hareketleri ve direniş biçimlerine kendilerini tam olarak uyarlamaması. Kendiliğinden-yatay bir örgütlenmeyle gelişen, heterojen bir karaktere sahip olan, sisteme karşı hızla doğrudan eyleme geçerek mücadeleye girişen bu hareketler 20.yüzyıldaki bir partinin veya sendikanın kontrolünde önceden koordine edilen işçi direnişlerinden farklı bir karakter taşıyor. Ani patlamalarla ifadesini bulan bu direnişler hızla geliştiği gibi çok hızlı şekilde de sönümleniyor. Bir önceki direniş çevriminde sistem karşıtı örgütlenmeler bu yeni isyan biçimlerine uygun bir strateji, örgütlenme biçimi ve söylem geliştiremediği veya kendini yenileyemediği için bu toplumsal hareketlerin enerjisi sistem içi politik kliklerin çatışması içinde massedildi. Ani şekilde gelişen bu hareketlerin yine sistem içinde soğurulmasını istemiyorsak hareketi kendiliğindenliği nedeniyle küçümsemenin veya dıştan üstenci bir tavırla örgütlenme çağrısının ötesine geçmemiz gerekiyor. Hareketin ve isyanın doğrudan bir parçası olarak ama bunu ortak bir örgütlenme ve eylemi oluşturacak bir ‘’biz’’ oluşturma yönünde devrimci bir arzu katarak gerçekleştirerek, politik temsil oyununun bir parçası haline gelen reklama dayanan örgüt çağrıları yerine kimliksizleşen anonim bir kolektif varlığa çağrı yaparak, kitlelerin yatay örgütlenme ve harekete geçme biçimleriyle merkezi örgütlenme veya koordinasyonu iç içe geçirerek yeni isyan biçimlerine kendini uyarlayan devrimci bir politik varlığın yaratılmasını düşünmemiz gerekiyor.

What is your reaction?

Excited
0
Happy
0
In Love
0
Not Sure
0
Silly
0

You may also like

Forum

Corona Gündemine Dair

Olağanüstü günlerden geçiyoruz. Kısa vadeli tahminlerimiz için kullandığımız dayanakların dahi çabucak çürüdüğü bir dönemdeyiz. Böylesi ...

Leave a reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

More in:Analiz