ManşetTarih

Adalet Sistemine Karşı Kendimizi Savunmak Gibi Bir Endişemiz Olamaz – Thorwald Proll

Kesintisiz’in Sunumu

1960’lı yıllar merkez bölgelerde ikinci dünya savaşı sonrası gelişen sosyal refah devletinin kitleleri ”sosyalleştirilmiş” bir kapitalizm altında edilgen ve tüketici bir yaşam içine hapsettiği kültürün yıkılmaya başladığı, devrimci toplumsal hareketlerin ortaya çıkmaya başladığı yıllar oldu. Açık hale gelen nükleer savaş ihtimali, öğrenci ve genç nüfusun çalışmanın tahakkümü altındaki bir yaşamı reddedişi ve Vietnam, Küba gibi devrimci iktidarların ortaya çıktığı çevre ülkelere yapılan saldırılar savaşın eve getirilmesi çağrısını ve mücadelenin bizzat emperyal canavarın kalbinde yükseltilmesi çağrısını tetikledi. Savaşı eve getirmek ”insanileşmiş” bir görünüm altındaki kapitalizmin temelinde yatan şiddet ilişkilerini açığa çıkarmayı ve iktidarın egemenliğinin gönüllü biçimde kabul edildiği pasif bir yaşamın varlığını ortadan kaldırmayı hedefledi.

1965 Mayıs ayında Los Angeles’da başlayan Watts isyanı, Paris’te Mayıs 1968’de gerçekleşen ayaklanma, İtalya’da 1967 yılında başlayıp on yıl boyunca devam eden işçi mücadeleleri ve kent ayaklanmaları gibi hareketler savaşı merkez ülkelerin kalbine somut olarak taşıyan mücadelelerdi. Bu hareketler bir yandan sosyal refah düzeninin bir bileşeni olmayı seçerek reformistleşmiş klasik sol örgütleri reddederken diğer yandan aşamalı bir program çerçevesinde gerçekleşen düzenli eylemler yerine yoğun ve ani saldırılarla doğrudan eyleme dayanan karakteriyle yeni militan örgütlenmeler için bir temel hazırlıyordu. RAF, Kara Panterler, Kızıl Tugaylar, Autonomia Operaia gibi devrimci özneler kurumsal solla arasına mesafe koymuş bu özerk ayaklanmaların oluşturduğu çerçeve ve birikim içinde ortaya çıkacaktı.

1968 yılında Frankfurt’ta Gudrun Ensslin, Andreas Baader, Horst Söhnlein ve Thorwald Proll tarafından gerçekleştirilen süpermarketin bombalanması eylemi meta ekonomisini işlevsiz bırakan saldırı eylemlerinin sürdürülmesi ve savaşın eve getirilmesi diskurunun Batı Almanya’da devrimci militanlar tarafından gerçekleştirilmesiydi. RAF’ın henüz kurulmadığı bir zamanda gerçekleşen ama RAF’a giden yolu hazırlayan bu eylem toplumsal mücadelenin devrimci bir örgütsel form içinde sürdürülmesi yolundaki çağrının da başlangıcını oluşturacaktı. Günümüzün bağlamı üzerinden bu eylemi okuduğumuzdaysa bugünde çok tartışılan süpermarket, AVM gibi tüketim mabetlerinin ateşe verilmesi, ”yağma” gibi eylemlerin bir amaçsızlıktan çok tüketiciliğe dayanan kapitalist propagandayı alaşağı eden eylemler olduğu ve mücadeleyi bizzat sistemin merkezinde yükselttiği söylenebilir. Sonuç olarak ancak eylem kitleleri tahakküm altındaki bir yaşamın baskısından özerkleştirebilir ve Ulrike Meinhof’un dediği gibi; ”Bir alışveriş merkezini ateşe vermek, yine de alışveriş merkezi işletmekten daha iyidir.”

Not: Çeviri ilk olarak, Palaspandıras Kitap tarafından yapılarak yayınlanmıştır: https://issuu.com/sosyalsavas/docs/raf_metinleri

Ekim 1968

Bu metin Thorwald Proll’un Frankfurt’taki süpermarketin bombalanması duruş­masındaki kapanış konuşmasıdır.

Kundakçılık yapmakla ilgili komploya ilişkin duruşma kundakçılık duruşmasından sonra geliyor. Bu kesinlikle başka bir soruyu akla getiriyor. Adalet, egemen sınıfın adaletidir. Bu egemen sınıfın adına konuşan bir adalet sistemidir -ve dürüstçe konuşmamaktadır- kendimizi savunmak konusunda canımızı sıkmamıza gerek yok. Bir öğrenci çifti kamusal huzuru bozmaya ve rahatsızlık vermeye ilişkin 1870/71’den kalma bir yasayla yer altına iten böyle bir adalet sistemi karşısında, kendimizi savunmak gibi bir endişemiz olamaz (kamusal barış ihlalcileri, onların köhne huzurunu ateşe veriyor).

1870/71’den kalan kanunları kullanan neyin doğru olduğu hakkında konuşan – ve bunu dürüstçe yapmayan- bu adalet sistemine karşı göğüs geren bizlerin kendimizi savunmak gibi bir endişemiz olamaz. Daniel Cohn Bendit’e [1](lex Benda, lex Bendit) güvenlik çitinin üstünden atladığı için 8 ay ceza verilirken ken­dimizi korumak konusunda canımızı sıkmamıza gerek yok. Birçok NAZİ duruş­masını, Führer Oath’a [2] suçlu olduğunu söyleyenleri cezalandırdıkları, kendi sağ kanat görüşlerine dayanarak devam ettiren, kendini 1933’le büyük istekle angaje eden bu tür bir adalet sistemine karşı göğüs gererken kendimizi savun­mak gibi bir endişemiz olamaz.

Yahudilerin küçük katillerini cezalandırıp büyük katilleri ortalarda serbest bırakan bu adalet sistemine karşı çıkarken, kendimizi korumak konusunda canımızı sık­mamıza hiç gerek yok. 1933’de faşizme utanmazca balıklama dalan ve 1945’te aynı utanmazlıkla onu terk eden bu adalet sistemine karşı çıkarken, kendimizi savunmak gibi bir endişemiz olamaz. Dahası, Weimar Cumhuriyeti’nde zaten olduğu üzere solcuları (Ernst Niekisch,[3] Ernst Toller[4]) hep sağcılardan (Adolf Hitler[5]),daha ağır biçimde cezalandıran ve Rosa Luxemburg ile Karl Liebk- necht’in [6] katillerini ödüllendiren, (bu ölümlerde canilerle işbirliği yapan) adalet sistemine karşı mücadele ederken kendimizi savunmak gibi bir endişemiz ola­maz. Yoldaşlar, bir an olsun Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht’i bu mahkeme­deki hukukun gözleri önünde hatırlayalım -ayağa kalkın!

Otoriter yapıyı asla tasfiye etmemiş, ama aksine onu hep yenilemiş bu adalet sistemine karşı çıkarken kendimizi savunmak gibi bir endişemiz olamaz. İktidarın doğruyu oluşturduğunu ve iktidarın haktan her daim önce geldiğini (muktedir her zaman haklıdır) söyleyen bir adalet sistemine karşı mücadele ederken kendimizi savunmak gibi bir endişemiz olamaz. Tüm güç özgürlüğe! Mülkiyeti ve malı in­sanları olduğundan daha iyi koruyan bu adalet sistemiyle yüzleşirken, kendimizi savunmak gibi bir endişemiz olamaz. Toplumsal düzenin koruyucusu olan bu adalet sistemiyle yüzleşirken, kendimizi savunmak gibi bir endişemiz olamaz.

Kanunları insanlar için değil insanlara karşı yapan bu adalet sistemiyle yüzleşir­ken kendimizi savunmak gibi bir endişemiz olamaz. İnsan hakları yalnızca haklı insanlar içindir (devlet doğruya eğilmiştir). Haklar devletin yaptıklarıdır ve her daim doğrudur. Devlet, izin verilen tek suç aktivitesidir. Bu tür bir kapitalist de­mokraside, bu tür bir doğrudan olmayan demokraside, herkes için diğerlerinin başına geçmek mümkündür, ve bu böyle kalmalıdır, ne kadar daha böyle süre­bileceğini sormayın. Egemen ahlakı, burjuva ahlakıdır, burjuva ahlakı ahlaksız- cadır. Burjuva ahlakı ahlaksızcadır ve öyle kalacaktır. Yeniden biçimlendirilse bile bu yalnızca yeni tür bir ahlaksızlık olacaktır (fazlası değil). İnsanların etik olarak (her ne olursa olsun) ayaklarını kaydıran bu adalet sistemiyle yüzleşirken kendi­mizi savunmak gibi bir endişemiz olamaz. Bu devlet savcısı sabıkalı bir adalet sisteminin parçasından fazlası değildir. 6 yıl hapsedilmemizi istemiştir.

Dahası, insanları temsil ettiğini söyleyip egemen sınıfı temsil eden bu yargıyla yüzleşirken kendimizi savunmak gibi bir endişemiz olamaz. Mevcut ilişkilerin ye­niden üretilmesi için çalışan bu yargıyla yüzleşirken kendimizi savunmak gibi bir endişemiz olamaz. Sözde sabıkalı sınıfın sabıkalı olarak kalmasını amaçlayan yargı sistemiyle karşı karşıyayken kendimizi savunmak gibi bir endişemiz ola­maz. Topluma geri kazandırılmak nedir? Hangi topluma geri dönmek? Bize ye­niden şaşırabileceğiniz kapitalist topluma dönüş mü? Kendisi bir hapishane olan burjuva kapitalist topluma dönüş mü, bu bir delikten diğerine geçmektir.

Ceza hukukuna ilişkin her reform yalnızca bu sabık adaletsizliği yeniden biçim­lendirmektedir. Ceza hukuku cezai adaletsizliktir, ceza adaletsizliktir. Topluma bir kez daha saldırmazdım, eğer bana böyle bir neden vermemiş olsalardı. Değiş­memiş bir topluma nasıl değişmiş biri olarak dönebilirim, bir daha ve bir defa daha. Değişmesi gereken kanunlar değildir, değişmesi gereken toplumun ta ken­disidir. Biz sosyalist bir toplum istiyoruz. Hukuk konseptine (Roma Hukuku Bohem hukudur) saygı duyanı oynayan ve bireyleri toplumlarının sonucu olarak görmeyen bir yargıyla yüzleşirken kendimizi savunmak gibi bir endişemiz ola­maz. Savunma makamına ikinci sınıf yurttaş gibi davranan yargı sistemiyle yüz­leşirken kendimizi savunmak gibi bir endişemiz olamaz.

Dahası, hakim sınıfın sistemi olan bu adalet sistemiyle yüzleşirken kendimizi sa­vunmak gibi bir kaygımız olamaz. (Ve dahası) kabahatleri azaltmayan, aksine daha fazlasını yaratan (suçluluk karara bağlanır ve beraat edilir) bu yargı siste­miyle yüzleşirken kendimizi savunmak gibi bir kaygımız olamaz (bu yalnızca on­ların çıkarlarına hizmet eder). Bu gibi otoriter bir demokraside, asla suça ya da masumiyete değer biçilemez. Yargıç bir bireyi cezalandırır, toplumu ve kendisini değil. Peki sihirli kelime ne? Sihirli kelime güçtür, ve özgürlüğün ölümü anlamına gelir. Burada Nietzsche’den, o sosyopattan, kalmayan neyle karşı karşıyayız? Örneğin güç istenci.

Örneğin güç isteği. Güç hakkında düşünmelisiniz, ama güçün bir noktada kendini güçsüzleştireceğini düşünmeyin, güçü yok edin (güç sorunsalını, sorunun gü­cünü). Gücü isteyen ama özgürlüğü istemeyen bir sistemle yüz yüzeyken ken­dimizi savunmak gibi bir endişemiz olamaz, (hangi özgürlükten bahsediyorsunuz-burjuva özgürlüğü ortadadır, sosyalist özgürlük ise uzun bir mesafede)

Dahası, Kommunie 1’i kriminalize etmek için dava serileriyle fırsat kollayan bu sisteme karşı kendimizi savunmak gibi bir endişemiz olamaz. Sistemin kendisi kendini savunmalıdır ve mahkemeye çıkarılmalıdır. SDS’nin bölümlerini krimin- lize eden bu sisteme karşı kendimizi savunmak gibi bir endişemiz olamaz. 1870/1871 ’in kamusal huzuru nasıl olur da 1967/68’de bozulur. Bu lanet huzuru ateşe verelim…

Böyle bir hukuk anlayışı olan bir adalet sistemine karşı -aldatıcı bir anlayış-, ege­men sınıfın fikirleriyle belirlenmiş (Franz von Liszt[7] 1882 olayında olduğu üzere) kendimizi savunmak gibi bir derdimiz olamaz. Suçu sosyal bir olgu olarak görmeyen ve sosyal etkisi olmayan cezalar veren (Franz von Liszt) -baskı ve zulüm anlamına gelen- saldırgana yardım eden, burjuva toplumu koruyan, onu daima kollayan, sonuna dek kollayan bir sistemle yüzyüzeyken kendimizi koru­mak gibi bir derdimiz olamaz…

Dahası, burjuva ahlakı ahlaksızdır ve refome edilse bile bu yalnızca yeni ahlak­sızlık olacaktır. Tüm reform çalışmaları anlamsızdır çünkü sisteme içkindirler.

Reform varsa, sadece yeni bir ahlaksızlık olduğu gibi. Biz Adalet Bakanının (aynı zamanda anlamsız bir talep) istifasını talep ediyoruz. Bu saçmalığa sırtını dönüp genel grev katılacak yargıç nerede? Antiotoriter yargıçlar nerede? Onları göremiyorum. Bu senin şansın Herr Zoebe, [8] ilk olabilirsin. Bunu seni tanımadan önce yazdım. Sonra demokrasi kavramına cevabın cüzzama cevabın gibi oldu, demek istediğim şu, kavramın karşısında küçüldün. Ve topluma kazan­dırma faaliyetleri seni bir öfkenin içine gönderir; son bir darbe daha var. Ve bu senin için son darbe olmalıdır. Daima: son darbe.

Schwalbe,[9] gibi tamamen otoriteci yargıçların hakim olduğu bir adalet siste­minde kendimizi savunmak gibi bir derdimiz olamaz. Bu yıl 15 Ağustos’ta Ham­burg’da olanlar gibi yargıçları olan ve bir işçiyi şartlı tahliye ihtimaline karşın dört ayla cezalandıran, Easter’da başlayıp, işçinin bundan mutlu olmasını söyleyen ve politik motivasyonlarından sıyrılmak için bir şans elde ettiğini belirten, sonra da endişelenmekte olduğu şeylerden endişelenmesini ona söyleyen bir hukuk sistemine karşı kendimizi savunmak gibi bir kaygımız olamaz. Tekrar söylüyorum, bu lanet huzuru ateşe verelim.

Timo Rinnelt davasındaki gibii yargıçlar varken böyle bir adalet sistemi ile karşı karşıya kalan ve [10] bir kez daha Alman zenginler kulübün menzilini genişletmek için yaptıklarına tanık olan bizler için kendimizi savunmak gibi bir endişe yoktur.

Ve nihayet, Jürgen Bartsch’a ,[11] karşı davada olduğu üzere böyle bir hakimin başkanı olduğu ve ona anormal davranışlarından ötürü (bunlar her neyse) hayat boyu hapise mahkum ettiği alanlarda, yargıcın sonuç konuşmasında “Tanrı sana davranışlarını kontrol etmekte yardım etsin” dediği bir yargı sisteminde -Tanrı diyor, toplum değil-, ki böyle bir yargıç için onun doğmak yerine çoktan ölmesi yeğdir, kendimizi savunmak gibi bir endişemiz olamaz.

Burjuva ahlakı, egemen ahlaktır ve burjuva ahlakı ahlaksızcadır. Bana bana Marx’m yazılarını dört tanık önünde, [12] en yüksek seviyede tuttuğunu söyle­yen Griebel gibi devlet savcıları olan bir sistem,[13] (ama bunun için ne yapıyor, o da bürokrasi labirentinin bir tutsağı tıpkı benim gibi (ama o buna karşı ne ya­pıyor?). O burada solu yalnızca yüzeysel şeyleri değiştirmek istediği için suçluyor, hatta o kırılmış burjuva kalbini bana açıyor, egemen durumların sertliğinden ya­kınıyor, bi yandan da -ne grotesk-1870/71 kanunlarının meşruiyetinden bahse­diyor -aldatıcı biçimde-. Böyle bir adalet sistemiyle yüzleşirken kendimi savunmak gibi bir derdim olamaz. Kendimiz isavunmak gibi bir derdimiz olamaz. Devletin savcılarını hapse atın.

Hayata kast etmeye yönelik kundakçılıkla bizi suçlayan bu sisteme karşı kendi­mizi savunmak gibi bir endişemiz olamaz. Onların gözünde kendimizi savuna- mayacağımızı, dışlandığımızı gördüğümüz bu sisteme karşı kendimizi savunmak gibi bir endişemiz olamaz.

Ve dahası, yönetenlerin ağzıyla konuşan böyle bir adalet sistemiyle karşı karşı­yayken -ve bizi aldatan- kendimizi savunmak gibi bir endişemiz olamaz. Yargıç Kappel gibi her daim daha dava başlamadan suç konusunda ikna olmuş gibi gö­rünen otoriter isimlere sahip bu yargı sistemiyle yüzleşmekteyiz. Her şeyin öte­sinde, onun bu maço saldırganlığı öyle bir boyuttadır ki bana şöyle demiştir: “Ellerini ceplerinden çıkar” Elimi tekrar cebime koyduğumda (tabii ki diğerini) hiç­bir şey demedi, yalnızca güldü ve benim kahkaham ise kursağımda kaldı çünkü onla aynı şeye güldüğümü her ne sebeple olsun düşünemedim -bir bilinç so­runu.. Böyle bir adalet sistemiyle yüz yüzeyken kendimi savuna endişem olamaz, endişemiz olamaz.

Böyle bir yozlaşmış adalet sistemi ile karşı karşıya, biz (bir yasal hakkınız yasal olarak ne olduğunu yalnızca) kendimizi savunmak gibi bir endişemiz olamaz. Eğer sabit bir adresiniz varsa sizi dışarı atana kadar, bu da demek ki, kaybedene kadar, adalet sistemi için tutar. Ve sonra adalet sistemi der ki: “Eğer bir olayda, salıverilirseniz bir daha yapmanız imkansızdır, siz bir uçuş riskisinizdir.” Önleyici tutukluluk sisteminin tuhaf ihlalleri varken bu sisteme karşı kendimizi savunmak gibi bir endişemiz olamaz. Bu şekilde onlar adalet sistemi uçuruma ortaya koy­maktadır. Eğer sabit bir adresi varsa, polisin onu kaybedeceğine emin olun, böy- lece gözaltına alabilir. Bu August Klee’ye oldu, tıpkı benim gibi aylardır alıkonulmakta.

Hiçbir şey beni hayatın bir tiyatro dram olduğuna ikna edememiştir,ama tutukevi konusunda inanabilirim. Klee bu şekilde gözaltına alındı, polis bunu ilk kez yap­madığına güvence verdi; kriminal polis potansiyel suçlu yaratıyor. Uçuk yasağının “gerekçeli bir mazereti” de var. Örneğin August Klee uçuş riski olanlar arasında çünkü en yakın akrabaları, hatta en başta eşi, Almanya dışında yaşıyor. Eğer yurtdışına çıkmak isterse boşanmak zorunda. Dahası, eğer Almanya’da yaşıyor­sanız ve eşinizle yaşamıyorsanız, aile bağınız yoksa (bu yapıya bağlanmadıy- sanız) yine uçuş yasağınız vardır. 40 yıl önce ülke dışında yaşadıysanız, uçul yasağınız vardır. Bir geziden yeni geldiyseniz (bu salakça bir turist gezisi de­ğilse) yine uçuş yasağınız vardır. Yabancıysanız, uçuş yasağınız vardır. Ham- melsgasse’de olduğu üzere (burjuva özgürlüğü Hammelsqasse’dir[14]), tutuklanmanızda herhangi bir karışıklık varsa, endişeye gerek yok, kağıt işlemleri hazırlanacaktır. Tek tehlike birilerinin susturulacağıdır.

Mahkumiyeti takiben, iyi davranış için çıkacak durumda olabilirsiniz. Ancak o o kadar iyi davranmıştır ki kurumsallaşmıştır ve bunu reddetmiştir. O sonuna kadar içeride kalmalıdır. Bu süssüz rekonstrüksiyon riski bir örnektir. Eğer bir kundakçı olursanız, bunun kanıtlar, bastırılmış olma gibi tehlikesi vardır; böyle bir adalet sistemi ile karşı karşıyayken, bizim kendimizi savunmak gibi dertlerimiz olamaz.

Kişisel hak ve özgürlüklere saldıran bu hapishane sistemini destekleyen böyle bir adalet sistemiyle yüzleşirken -önce saldırı, sonra şiddet- kendimizi savunmak gibi bir endişemiz olamaz…

Hücrenizin dışında sigara içmeniz yasak, yalnızca içinde içebilirsiniz. Cehennemi yalnızca hücrenizde yaşayabilirsiniz. Ateş yakamazsınız çünkü yangın alarmini kullanamazsınız, ona ulaşamazsınız, çünkü hücrenizi terk edemezsiniz, kapı ki­litlidir.

Diğer mahkumlarla, sözde suçlularla, bir tartışmaya giremezsiniz, bundan ne çı­kacaksa. Tamamen açık olalım, onlar kapitalist sosyal düzenin muhteviyatındaki ürünlerdir. Bu konuda dürüst olmalısınız.

Başkan’ı görmeye giderseniz onun yalnızca bir koltuk değneği olduğunu unut­mayın. Kiliseye gitmeyin. Tanrı öldü, ama Che yaşıyor. Sosyalizmin ilkelerini öğ­renin, böylece ihtiyacınız olan her şeye sahip olacaksınız.

Bir günde yalnızca yarım saat yürüme izniniz var. Pencereden dışarıya doğru bakma hakkınız yok. İstediğiniz kadar yoldaşınız olmasına da. Haftada 35 Alman Markı harcamanıza izin var [16] İşler Hessen’de de böyle yürüyor. Ve unutmayın, Hessen en özgürlükçü ceza sistemine sahip. İstediğiniz kadar kahve içemiyor- sunuzdur. Alkol alamıyorsunuz. “Hash” içemiyorsunuz. İstediğiniz gibi tüketemi­yor, dilediğinizi tüketemiyorsunuz, üstelik tüm bunlar bir tüketim toplumunda oluyor. Bunu bir yana not edin, hapiste tüketim bir tehdittir.

Yazışmaların tamamı gözetleniyor. Cinsel ilişkiler gözetlenmiyor, ama o da pek gerçekleşmiyor. Zinaya izin yok (bunun ne alakası var?) ama bir evliliği ikmal et­meye de izin yok (bunun neyle alakası var?). Deliktekilerin hepsi burjuva varlı­ğına yamanıyorlar, ve çoğu burjuva sosyal düzeni tarafından delirtiliyorlar. Olan budur. Nasıl, örneğin, evliliklerini sürdürüyorlar? Hepsi çökecektir ve bu iyidir.

Her yurttaş duruma dair gerçek bir anlayış sahibi olmak için hapishaneye gitme­lidir.

Her sosyalist duruma dair gerçek bir anlayış sahibi olmak için hapishaneye git­melidir.

Her yurttaş hapishaneye gitmelidir ki sosyalizmle gerçek bir ilişki geliştirebilsin.

Ama her kapitalist yahut sosyalist bireyin bir hapishaneyi havaya uçurma konu­sunda ilk olma ihtimali vardır. Springer basınını okumayın, onları yapın. Sonra da Springer’i havaya uçurun!

Yapmak istediğiniz mastürbasyon yapmaksa bunu yapmanıza izin yok. Kendi vücudunuzla her istediğinizi yapabilirsiniz. Homoseksüellik dualitesi hala var. Yeni cinsellik kanunları geçirilirse, hala tavukları becerme hakkına sahip olacak­sınız, diğer mahkumlar hakkında konuşmuyorum. Butzbach ıslahevinde sütyen- lere ilişkin bir ticaret var. Zorunlu oğlancılık var (bu neyle ilgil.) Canınızı sıkan gardiyanlara tecavüz edin.

Hırsızlık yapmak için bir yere girmenize izin yok, ama çıkmanız için olanak var. Hapishanenin dışından bahsediyorum. Kaçma girişimi ağır ceza gerektiren bir saldırı değildir… [17]

Eğer aldığınız gazete-dergi sayısını kısmak istiyorlarsa onların gayriotoriter bir biçimde size getirilmesi için bir düzensizlik yaratmanız gerekir. Onların senin elin­den aldığı gibi, senin de bekçinin ellerinden çekip alman gerekir. Denemelisin, denemeden bırakamazsın. Size “dur” diyorsa siz de ona “dur” demelisiniz..[18] Günde 80 fennig [19] karşılığı çalışmamalısınız. Kendinizi sömürtemezsiniz. Adalet sistemi, en gizli en verimli ve en utanç verici sömürü uy­gulamalarını mümkün kılar. Modern kapitalist sistem ilkel kapitalist teknikleri kullanarak kendini şişiriyor.Şikayetler ortak şikayetler olarak işleme alınmadığı sürece anlamsız. Şikayetler anlamsız, çünkü onları hakim yapıya yolluyorsunuz. Ortak tasarruflar, ortak tasarruflardır, ve dayanışma tasarrufları dayanışma ta­sarrufları. Kendinizi yalnızlığa bırakamazsınız. Diyaloğu kaybedemezsiniz. Sos­yalist diyaloğu kaybedemezsiniz. Hapiste kaybedecek bir şeyiniz yoktur ve hiçbir şeyi kaybetmeyin. Kazanmak için her şeye sahipsiniz.

Temyiz durumundaki mahkumların hak ve sorumlulukları burada işkence ve eşit­sizliğe bir giriş olarak yorumlandı, siz birinci sınıfsınız, siz ikinci sınıf, sen dört- düncü, sen beşinci vs. Bu devam ettireceğiniz şeydir. Siz bir suçlusunuz ve böyle kalacaktır. Katılımcıları göz önüne alarak devam edin: Bir mahpus kendini bakı­cılardan vs. Uak tutmalıdır, hızla kendini dışarı çekmelidir.

Ceza kurumda yaşam, çalışma süresi, boş zaman ve sessizdir, zaman dikkatle bölümlenir, mahpus için bu bölüşüm kaçınılmazdır.

Ceza kurumda yaşam barakalardan ibarettir. Etrafta oturmaktır.Ceza kurumda yaşam zulüm, kölelik içindir ve ölü zaman ise sessizlik için ayrılmıştır. Bilinçsizlik zamanı bitti. Gerçekçilik zamanı başladı. Burjuva yaşamın kendisi tutukluluğun bir türüdür. Eskiden bilmiyorsanız da, şimdi bunu biliyorsunuz. Yaşamak için de ölmek için de izin almazsın. ; Ölmek için izin verilmez ve yaşamak için de izin verilmez. Aynen. Evde amok çalıştırmak için izin verilmez… Kaçmak için izin ve­rilmez. Çığlık atmak, bağırmak veya pencereden dışarı konuşmak için izin veril­mez.

Hücre arkadaşlarının konuşmak için izin verilmez (bundan ne haber?). Kurumun güvenliğini tehdit etmeye izin verilmez. Bir şeyi biriktirmeye veya bir şey kullan­maya izin verilmez. Bir şey saklamak için izin verilmez vs.

Yapmanıza izin olmayan her şeyi yapmalısınız, gardınızı indirmemelisiniz ve bu konuda hep düşünmelisiniz. Devletin tüm savcılarını hapishaneye yollayın. Ken­dinizi savunmanıza izin yok. Asla. Kendilerini koruyanlar kendilerini kriminalleş- tirmektedirler. Unutma bunu. İzin almadan telefon dahi açamıyorsun. Tüm iletişim çabaların gözlem altında. Yolladığın mektupları mühürleyemiyorsun. İzin vermiyorlar. İzin vermiyorlar… Yine de kendinizi yorgunluğa teslim edemezsiniz. Konsantre olun. Burjuva kapitalizmin toplama kapmındasınız. Dahası, her mah­pusun temiz tutması gereken bir hücresi var. Hapishanedeki en baskıcı güç te­mizliğin gücüdür. Temizlik işkencenin yüksek bir formudur.

Temizlik yapılırken kirlenmeye verilmez. Yalnızca size uygun zamanda temizlenin . Aksi takdirde hapiste değilsinizdir, hapishane sizin içinizdedir. Unutmayın: daha temiz bir hücre daha da büyük bir cehennemdir. Ayrıca, tutuklu, onun yedi bavulu ve hücresi her zaman aranabilir. Onlara sorduğunuzda yeni insanlar, vs, vs ara­dıklarını söylerler.[20]

Bu konuda konuşmaya devam edemiyorum. Böyle tarifsiz bir hapishane sistemi olan bir adalet sistemiyle yüz yüzeyken, kendimizi savunmak gibi bir endişemiz olmamalı..

Gudrun Ensslin ve Andreas Baader’le dayanışmamı açıklıyorum, her ne kadar kendilerini burada savunmayı seçmiş olsalarda, bu karar kimsenin gerçekte an­layamadığı bir karardı. Onlar hapiste ve gözlemdeyken de devam edecek bir da­yanışmadır bu. Benim, hangi durumda olursa olsun, böyle yapmak için her türlü nedenim var. Horst Söhnlein ile dayanışmamı ilan ediyorum. Ve eğer öyle ya­parsam, o kendini savunmayı seçmese bile bu dayanışmada olduğu kadar prol- lidarischtir.[21 ] Bununla birlikte, duruyorum.

SDS’in tüm eylemleri ve kamusal desteğinin azaltılmasına yönelik cevaplarının tamamına dair dayanışmamızı açıklıyoruz. Adaletin hesapveremezliğinin yok edilmesini istiyoruz, çünkü onlar güçlerini birilerinin başkaları üzerindeki ege­menliklerini sürdürmesi için kullanıyorlar.

Bazı insanların diğerleri üzerindeki hükmünün sona ermesini talep ediyoruz.

Dünyanın bütün işçileri birleşin!

Venceremos!

Thorwald Proll

  • [1] O yaz, Daniel Cohn-Bendit, Senegal Devlet Başkanı Leopold Sedar Seng- hor’a ihsan edilen Alman Kitap Tüccarlarının “Barış Ödülü” ne karşı bir protesto yaptığı için sekiz aylık ertelenmiş hapis cezasına almıştı.
  • [2]    Hitler ve kamu sektöründe çalışan tüm insanlar yemin yükümlü olduğu NSDAP sadakat yemini. Milyonlarca insan kendi istihdamlarını sağlama almak için bir başka nedeni olmadan bu yemin ettmişti.
  • [3]      Kısaca 1919 Bavyera Sovyet Cumhuriyeti dahil Ernst Niekisch, Almanca, şo- venist “Milli Bolşevizm” bir lider haline geldi-o olsa Naziler altında, solcular zulüm Weimar rejiminin örneği olarak neden Pröll single onu belirsiz 1937 yılında “edebi vatana ihanet” için ömür boyu hapse mahkum olacaktır.
  • [4]    Ernst Toller bir Bavyera Yahudi ve 1919 kısa ömürlü Bavyera Sovyet Cum­huriyeti üzerine rolü nedeniyle hapis cezası almış bir anarşistti. (Sonradan so­nunda 1939 yılında New York’ta otel odasında sürgünde intihar etti.)
  • [5]    1 Nisan 1924 günü, Hitler 8 Kasım 1923 için beş yıl hapse mahkûm edildi, Beer Hall darbesi olarak bilinen faşist darbesi girişiminden ötürü. 1924 yılı Aralık ayında cezasının bir yıldan az infazı gerçekleştikten sonra tahliye edildi.
  • [6]    Luxemburg ve Liebknecht 1968 Alman komünist ayaklanmasının öncül figür­leriydi. Her ikisi de sağ milistlerce yakalandı, işkenceye uğradı ve öldürüldü
  • [7]      Franz von Liszt Alman bir hukuk profesörüydü. 1882 Marburger programının, Nazi Alman Suç kanununun öncesi olan belgenin, yaratıcılarındandı.
  • [8]    Gerhard Zoebe davanın hakimiydi.
  • [9]    Genellikle sol sanık aleyhine dava başkanlık Frankfurt’ta bir yargıç.
  • [10]    1964 yılında, Wiesbaden yedi yaşındaki Timo Rinnelt kaçırıldı ve öldürüldü. Birkaç yıl sonra, komşusunun, bir yirmi yedi yaşındaki bir adam, bu davadan suç­lanarak tutuklandı. 1968 yılında ömür boyu hapis cezası aldı.
  • [11 Jürgen Bartsch, çocuklara hem duygusal ve cinsel istismardan suçlanıyor Alman seri katil, 60’lardaki dört vahşi çocuk cinayetleri sorumlu oldu.
  • [12]    Walter Griebel ilgili davada savcıydı.
  • [13]    Almanca’da “unter vier Augen” ise, bu sadece Hitler’i ve yakın arkadaşların­dan birisi ile bir toplantı yapmasına dair kullanılan Nazi terimi için açık bir refe­ranstır. Bu tartışmaların içeriği, iki erkek arasında kalmalıydı.
  • [14]Hammelsqasse Frankfurt’ta bir üst sınıf bir mahallede sokak, koyun Alley olarak kelimenin tam anlamıyla tercüme edilebilir; koyunlara başvuran ve katliamı anlatan kelime oyunu amaçlanmıştır.
  • [15]    Tam 40 sent.
  • [16]    Tam $11.20.
  • [17]    Beni Çal.
  • [18]     Almanca’da sen’in iki formu vardır: du, sosyal ikinci sınıf, gençler, ve çok yakın arkadaşları ile kullanılan, ve Sie, daha kibar olan. Yazar patronluk taslayan davranışa patronluk taslayarak cevap verilmesi gerektiğini söylüyor
  • [19]    Tam 30 sent.
  • [20]     Tren istasyonuna o değerli eşyalarını getiren bir kadın hakkında Sovyet şair Samuel Marschak tarafından bir şiire referans, unvanı Almanca Sieben Sachen (İngilizce olarak “Yedi Valizler” olarak tercüme ederdim)
  • [21]     Neolojizm’le yazarı Thorwald’m Pröll soyadı ve solidarisch, dayanışma için Almanca sözcük birleştirerek.

Not: Dönemsel belgelerin Almanca’dan İngilizce’ye çevirilmeyen kısımları oldu­ğundan belgede kimi eksiklikler vardır.

What is your reaction?

Excited
0
Happy
0
In Love
0
Not Sure
0
Silly
0

You may also like

Forum

Corona Gündemine Dair

Olağanüstü günlerden geçiyoruz. Kısa vadeli tahminlerimiz için kullandığımız dayanakların dahi çabucak çürüdüğü bir dönemdeyiz. Böylesi ...

Leave a reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir