Das Kapital ve Ekim Devrimi: Filipin Devrimine Etkileri

*  Filipinler Ulusal Demokratik Cephesi’nin 2017 yılında İstanbul’da 10-12 Kasım arasında düzenlenen Das Kapital ve Ekim Devrimi ile ilgili sempozyuma katkı olarak sunduğu metin.

Sevgili Yoldaşlar,

Öncelikle beni Das Kapital ve Ekim Devrimi üzerine olan bu sempozyuma davet ettiği için HDK’ya teşekkür ederim.

Das Kapital’in yayınlanmasının 150. yıldönümünü ve Ekim Devrimi zaferinin 100. yıldönümünü, insanlık tarihinin sömürü ve baskısız bir dünyaya doğru yol aldığı iki kilometre taşını kutluyoruz.

Bu iki büyük olayı kutlarken, bir yandan kurdukları prensipler ve dersler hâlâ geçerli olmaya devam ediyor, diğer yandan ise emperyalizmi yenmek ve sosyalist amacı ilerletmek için proletarya ve diğer ezilenlere en etkili silahı sağlıyor.

Leninizm, Emperyalizm ve Proleter Devrim Döneminde Marksizm

Marx ve Engels, üç bileşenli parçalarıyla Marksizmin temellerini ortaya koydu: Materyalist felsefe, politik ekonomi ve bilimsel sosyalizm. Marksist felsefe, materyalist görüşü destekler, gerçekliği ve diyalektik materyalizm açısından değişimi açıklar. Bu bağlamda Marx, “Filozoflar dünyayı sadece çeşitli şekillerde yorumlamışlardır. Ancak asıl önemli olan, onu değiştirmektir.” demiştir.

Lenin’in Marksizmin çekirdeği olarak tanımladığı Marx’ın politik ekonomisi, büyük eseri Das Kapital’de yer alıyor. Burada kapitalist sömürünün sırrını, işçiden artı değerin çalınmasını ve kapitalist toplumda düzenli olarak meydana gelen krizin temel nedenlerini açığa çıkarır.

Komünist Manifesto’da Marx ve Engels; sınıf mücadelesine, proletaryanın tarihi rolüne ve sınıfların kaldırılarak sosyalizmden komünizme geçişe dair bir açıklama yaptı.

Stalin’e göre Leninizm, emperyalizm ve proleter devrim döneminin Marksizmidir. Marx ve Engels’in, çeşitli ülkelerde kapitalizmin serbest rekabet döneminde, modern emperyalizm henüz pek çok ülkede kapitalist güç biçiminde kullanılmadığı zamanlarda faaliyetlerini yürüttüklerini söyledi. Ancak Marx ve Engels’in müridi olan Lenin, proleter devrimin zafer kazanma şansının daha yüksek olduğu dönemde, modern emperyalizm döneminde faaliyetlerini sürdürdü. İşte bu yüzden Leninizm, Marksizmin daha da ileriye taşınmasıdır.

Devlet ve Devrim’de Lenin, Marksist devlet ve devrim teorisi üzerinde durdu. O, reformizm karşıtı devrim ihtiyacını ortaya çıkardı. Marx’ın 1871 Paris Komünü’nde sadece burjuva devleti ele geçirmeyi değil, onu yıkmayı ve devrilen sınıfların toplum üzerindeki kontrolünü yeniden kazanmasını önlemek için proletarya diktatörlüğünü kurmayı öğrettiğini ifade etti. Lenin, burjuvazinin direncinin, devrilmeleriyle on kat arttığını söyledi.

Aynı zamanda proleter demokrasisi olan proleter diktatörlük, tüm halk için, özellikle emekçi ve köylülerin emekçi kitleleri için demokrasinin ta kendisidir. Proleter demokrasi, demokrasinin en eksiksiz biçimidir, çünkü toplumdaki ezici çoğunluk için gerçek bir demokrasidir.

Burjuva Kerenski hükümetini deviren Lenin, Sovyet proletaryası ve halkını iç savaşta zafer kazanmaya ve müdahaleci güçlere karşı savaşmaya, Sovyetler Birliği’ni pekiştirmeye ve çeşitli milletleri birleştirmeye yöneltti. Proleter bir enternasyonalist olarak, Üçüncü Enternasyonal’i kurdu ve dünya proletaryası ve tüm ezilen uluslar ve halklar için anti-emperyalist çizgiyi ortaya koydu.

Lenin 1924’te öldüğünde, eseri-mirası halefi ve sadık takipçisi Stalin tarafından sürdürüldü. Marx, Engels ve Lenin’in öğretilerine uygun olarak, proleter diktatörlük ve kitle seferberliği; üretim araçlarının kamu mülkiyeti, ekonomik planlama, sanayileşme, tarımın kollektifleştirilmesi ve mekanizasyonu, tam istihdam ve sosyal güvenceler, her düzeyde özgür eğitim, sosyal hizmetleri genişletmek gibi politikalar ile yaşam standartlarını yükseltti.

Ekim Devrimi’nin zaferleri, II. Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında birçok sosyalist ülkenin ve ulusal kurtuluş hareketlerinin yükselişini sağladı. Çin, 1949’da emperyalizme meydan okuyan daha büyük ve güçlü bir sosyalist ülke olarak ortaya çıktı.1951-1953 yılları arasında Kore Halkı, ABD emperyalizmine karşı savaştı ve hayal kırıklığına uğrayan ABD’nin ateşkes sonrası yaptırımları ve saldırganlığı devam etti. 1970 lerde ise ABD emperyalizmi; Vietnam, Laos ve Kamboçya halklarına yenik düştü.

Bu, Lenin’in emperyalizm çağında ezilen ulusların ve halkların devrimci mücadelelerinin dünya proleter devriminin bir parçası haline geldiği yönündeki önerisini kanıtladı.

Mademki Marksizm döneminde slogan, “Bütün ülkelerin işçileri, birleşin! Zincirlerinizden başka kaybedecek hiçbir şeyiniz yok!” idi; Marksizm-Leninizm döneminde, slogan ise “İşçiler ve ezilen uluslar ve bütün ülkelerin halkları birleşin! Zincirlerinizden başka kaybedecek hiçbir şeyiniz yok!” oldu.

Reform mu, Devrim mi?

Devrim, sömürülen sınıfın yeni bir sosyal sistemin önünü açması, sömürücü sınıfın şiddet yoluyla devrilmesi anlamına gelir. Reformizm ise, bir sınıfın bir başkasının devrilmesine değil, eski düzenin korunmasına yol açan küçük değişiklikleri anlamına gelir.

Reform mu, Devrim mi? Bu, Marksist ya da Marksist-Leninist olduğunu iddia eden bütün partilerin ve örgütlerin bugün cevap vermesi gereken bir sorudur. Soru acildir çünkü dünyadaki nesnel şartlar, dünya proleter devrimini ilerletmek için mükemmeldir.

Dünyadaki tüm büyük çelişkiler, dünya kapitalist sisteminin krizi hızlandıkça ve kötüleştikçe yoğunlaşıyor. Endüstriyel kapitalist ve azgelişmiş ülkelerdeki halkın geniş kitleleri, baskı ve sömürünün tırmanmasından dolayı büyük acı çekiyor ve çeşitli direniş biçimlerini sürdürüyorlar. Proletarya ve insanlar, günden güne yoğunlaşan emperyalistler arasındaki çelişkilerden yararlanabilirler. Burjuva partilerinin çoğu halk arasında güvenilirliğini yitirdi. Halk, kapitalizme bir alternatif arayışında.

Bizim düşüncemize göre, devrimin ilerlemesi ve zaferinin anahtarı, Bolşevik tipte bir profesyonel devrimciler Partisi’nin, Marksizm-Leninizmin rehberliğinde ve bu devrimci teorinin her ülkenin somut koşullarına uygulanmasıyla inşa edilmesidir. Her parti, iktidarın ele geçirilmesi ve sosyalizmin inşası amacıyla devrimci güçlerin doğru mücadelesini benimsemeli ve uygulamalıdır. Ayrıca, sosyalizm bir kez kurulduktan sonra kapitalizmin restorasyonunu önlemek için modern revizyonizmle savaşmaya hazır olmalıdırlar.

Özellikle gelişmiş kapitalist ülkelerde üstesinden gelinmesi gereken büyük bir engel, modern revizyonizmin zararlı etkisidir. Birçok Batı Avrupalı işçi partisinin, burjuva partileriyle siyasi hegemonyanın kazanılması ve sosyalizmin tesis edilmesi yanılsaması üzerine girdiği sözde uzlaşma, aslında ihanet ettikleri işçi kitlelerinin ve diğer çalışanların tecritine yol açmıştır. Yunanistan’daki Syriza’nın son grafiği buna örnektir.

Yarı sömürge ülkelerde, Nepal, Kolombiya ve Venezuela örnekleri eleştirel bir çalışmaya değer. Nepal’de Maoistler; güçlü bir parti, bir halk ordusu, Kızıl Ordu iktidarı organları ve halkın savaşı yoluyla silahlı devrimin yolunu izlediklerinde kırsal kesimde ve şehirlerde geniş kitlesel destek üretebildiler. Daha sonra silahlı mücadeleyi terk ederek halk ordusunu ve Kızıl siyasal iktidar organlarını parçaladılar. Meclis partileriyle meclis mücadelesine geçebilecekleri bir barış anlaşması yaptılar. Halkın savaşı ile (halk savaşı ile) kazandıkları şeyi, gözden çıkardılar (attılar).

Kolombiya’da FARC, gerici Santos hükümetiyle barış anlaşması yaptı. Ordusunu dağıttılar ve FARC’ı bir parlamenter partiye dönüştürdüler. Geçtiğimiz günlerde FARC, Santos hükümetinin barış anlaşmasında taahhütlerini yerine getirmediğinden şikâyet ediyordu. Devlet ve sağcı paramiliter güçlerin ilerici kitle liderlerinin politik suikastları ise yaşanmaya devam ediyor.

Partimiz Venezuela halkını ve ilerici Maduro hükümetini destekliyor, çünkü ABD emperyalizmine ve yerel gericilerin şiddetli muhalefetine direniyor, ayrıca halkın yararına sağlık, eğitim, barınma vb. Konularda reformlar uyguluyorlar. Fakat bizler, muazzam ekonomik ve politik iktidara sahip, yerel sömürücülerin ve toprak sahiplerinin, yerel sömürücü sınıflarını devirmek ve etkisiz hale getirmek için kararlı adım atmazlarsa, ABD emperyalizmi ve yerel gericilerin bir başka Şili tipi darbeyi gerçekleştirebileceklerinden korkuyoruz. Maduro’ya suikast düzenlendi ve Venezüella toplumundaki en gerici güçlere geri döndü.

Lenin’in Devlet ve Devrim’de söylediği gibi, proletarya yalnızca burjuva devletini ele geçirmek İle yetinmemeli, onu parçalamak zorundadır. Emekçi halk için demokrasi, burjuva için diktatörlük olan proletarya diktatörlüğünü kurmak zorundadırlar. Bu diktatörlük gereklidir, çünkü Lenin burjuvazinin direnişinin yıkılmasından sonra on kez büyüdüğünü söyledi. Bu diktatörlük gereklidir, çünkü Lenin burjuvazinin direnişinin yıkılmasından sonra on kez büyüdüğünü söyledi. Ve hâlâ, geri dönüşü denemek ve eski düzeni yeniden kurmak için kullanabilecekleri muazzam kaynakları, bazı içsel destekleri ve uluslararası bağlantıları koruyorlar.

Filipin Devrim Hareketi

Filipinler’in mevcut Komünist Partisi (CPP), kökleri Komintern’in himayesinde 7 Kasım 1930’da kurulan Filipin Adalar Komünist Partisi’ne (CPPI) dayanır. ABD emperyalizmi 1898’de Filipinler’i İspanyol sömürgecilerden aldıktan sonra, ABD’nin doğrudan bir sömürgesi haline geldi. Komintern, Birleşik Devletler Komünist Partisi aracılığıyla CPPI’nin doğuşunun önünü açmak için çalıştı.

Lenin, 5 Haziran 1920’de Komintern’in İkinci Kongresi için “Ulusal ve Sömürgeler Sorunu Üzerine Tezler” yazdı:

“…Bu temel tezlerden çıkan sonuç şudur ki, bütün ulusların ve bütün ülkelerin proleterlerinin ve emekçi yığınlarının, büyük toprak sahiplerini ve burjuvaziyi iktidardan düşürmek amacıyla dayanışma kurmaları, III. Enternasyonalin uluslar ve sömürgeler sorunundaki siyasetinin dayanağını oluşturmaktadır. Çünkü, ancak böyle bir yaklaşma ve dayanışma, kapitalizme karşı zaferi güvence altına alır ve bu olmadan ulusal boyunduruğu atmak ve hak eşitsizliğini ortadan kaldırmak olanaksızdır.”

Şimdiki Filipin devrimine liderlik eden Filipin Komünist Partisi, 1960 ‘lı yılların başlarında neredeyse tamamen parçalanmaya yol açan ciddi öznel, doğru ve “sol” hatalardan sonra, 26 Aralık 1968’de Marksizm-Leninizm-Mao Zedong Düşüncesinin kuramsal temeli üzerine yeniden kurulmak zorundaydı.

Parti 1968’de yeniden kurulduğunda ve gelecek yıl silahlı mücadeleyi başladığında devrimci bir durum var mıydı? Parti bu soruya nasıl yaklaştı? Gelişmiş kapitalist ülkelerden farklı olarak, sömürü ve baskı döngüsünün içinden geçen Filipinler gibi yarı-sömürge ve yarı-feodal bir ülkede sürekli bir kriz yaşanmaktadır, zira komprador kapitalistlerin ve toprak sahiplerinin yerel egemen sınıflarının sömürüsü ve baskısı üzerine bir de emperyalizmin sömürüsüne sahiptir. Bu nedenle, nesnel koşullar her zaman devrim için elverişlidir.

Mao’ya göre, bir devrimi gerçekleştirebilmek için halkın “üç sihirli silah” a sahip olması gerekiyor: proleter Parti, halkın ordusu ve birleşik cephesi. Parti devrime öncülük ediyor çünkü devrimci güçleri zafere yönlendirecek en ileri devrimci teoriye sahip. Halk ordusu, gerici ordunun yenilmesi ve kitle üssü kurulmasında ana kitle örgütüdür. Birleşik cephe, toplumdaki tüm ilerici sınıfları ve sektörleri düşmanla savaşmak için birleştirmek için gereklidir.

Filipinler örneğinde devrim, Filipinler Komünist Partisi (CPP) tarafından yönetiliyor. Parti 100.000 ‘e yakın kadroya ve kitleye sahiptir. Yeni Halk Ordusu (NPA), siyasetin silahın emrinde olduğundan emin olmak için CPP’nin mutlak önderliği altındadır. Filipinler Ulusal Demokratik Cephesi (NDFP), Filipin toplumunda çeşitli ilerici sınıfların ve sektörlerin 17 devrimci örgütünü içeren birleşik cephe örgütüdür.

NDFP’yi oluşturan 17 organizasyon: Filipinler Komünist Partisi, Yeni Halk Ordusu, Devrimci Sendikalar Birliği ,Ulusal Köylü Hareketi, Yeni Kadınların Kurtuluş Hareketi, Yurtsever Gençlik, Ulusal Kurtuluş için Hıristiyanlar, Cordillera Halk Demokratik Cephesi, Moro Devrimci Kurtuluş Örgütü, Yurtsever Tıp Örgütü, Halk için Bilim Adamları, Yurtsever Avukatlar Birliği, Yurtsever Öğretmenler Birliği, Halk Sanatçıları ve Yazarları, İşçi Birliklerinin Örgütleri, Yurtsever Hükümet Çalışanları, Lumadların Devrimci Örgütü ve COMPATRIOTS (Denizaşırı Filipinlerin Devrimci Örgütü)

CPP, ABD emperyalizminin ve yerel sömürücü sınıfların egemen olduğu yarı-sömürge ve yarı feodal bir ülkede uzun süredir devam eden halk savaşı yoluyla silahlı devrim hattını izliyor. Devrimin itici güçleri proletarya (nüfusun% 15’i) önde gelen güç, ana güç olarak köylülük (% 75), küçük-burjuvazi (% 8) ve orta-burjuvazi (% 1) olarak Diğer müttefikler iken; devrimin düşmanları halkına karşı ABD emperyalizminin yerel ajanları olarak hareket eden komprador-burjuvazi ve toprak sahipleri(% 1’den az) dir.

NDFP’yi oluşturan 17 organizasyon: Filipinler Komünist Partisi, Yeni Halk Ordusu, Devrimci Sendikalar Birliği ,Ulusal Köylü Hareketi, Yeni Kadınların Kurtuluş Hareketi, Yurtsever Gençlik, Ulusal Kurtuluş için Hıristiyanlar, Cordillera Halk Demokratik Cephesi, Moro Devrimci Kurtuluş Örgütü, Yurtsever Tıp Örgütü, Halk için Bilim Adamları, Yurtsever Avukatlar Birliği, Yurtsever Öğretmenler Birliği, Halk Sanatçıları ve Yazarları, İşçi Birliklerinin Örgütleri, Yurtsever Hükümet Çalışanları, Lumadların Devrimci Örgütü ve COMPATRIOTS (Denizaşırı Filipinlerin Devrimci Örgütü)

Stratejimiz başından beri aynı kalmıştır, ancak taktiklerde ve farklı türden mücadelelerin, yeraltı ve yerüstü, yasal ve yasadışı, silahlı ve silahsız eylemlerde esneğiz.

Stratejik çizgimiz,yarı-sömürge ve yarı feodal bir ülkede iki aşamalı bir devrimdir: Birincisi,demokratik devrim ve ülke çapındaki zafer; ikincisi Sosyalist devrim ve bunun kalıcı inşası….Mücadelenin ana biçimi silahlı mücadeledir;çünkü bu tarz herhangi bir devrimin, politik iktidarın ele geçirilmesinin ana koşulunu oluşturu.1969’da sadece 60 savaşçı ve 9 otomatik tüfek ve 26 ikincil ateşli silahla başlayan NPA şu anda yüksek güçlü tüfeklerle donanmış ve binlerce silahlı insanın milisleri tarafından desteklenen 10,000’den fazla tam zamanlı savaşçıya sahip. NPA, Filipinler’deki 81 ilin 70’inden fazlasında 100’den fazla ilçe gerilla cephesinde aktiftir.

Kırsal kesimde, birbiriyle ilişkili üç görev vardır: Silahlı mücadele, toprak reformu ve temel yapıları inşa etmek.

NPA; düşman ordusunu püskürtmek, karargahlarına saldırılar organize ederek birliklerini etkisiz hale getirmek ve silahlarını ele geçirmek için kırsal kesimde savaşır. Ormanların ve dağların varlığı, gerilla savaşı için idealdir ve NPA, fiziksel arazinin ustalığına sahip olduğu için avantajlıdır.

“İkinci görev ise Toprak Reformu. Köylülerin uzun süredir devam eden talebine cevap vermek: Kendilerinin olan toprakları onlara vermektir. Bu nedenle köylüler, halkın ordusuna katılmaları için en iyi oğullarını ve kızlarını vererek devrimi destekliyorlar.”

“Üçüncü görev, temel yapılar yani kalıcı kurumlar oluşturmak. Bu hedef; kırsal alanda köylüler, kadınlar, gençlik ve diğer sektörlerin kitle örgütlenmesini ve devrimci hükümetin embriyoları olan siyasal iktidar organlarını kurmayı içerir. NPA sadece savaşmakla kalmaz, zamanının yaklaşık % 80’ini köylü kitleler arasında yaptığı politik çalışmalara harcar. Kitlelerin yaşam standardını yükseltmek için toprak reformunu uygular, üretimi, pazarlamayı ve kredi kooperatiflerini ve diğer ekonomik projeleri kurarak insanları harekete geçirir. Ayrıca okuryazarlık, aritmetik, sağlık, temizlik ve devrimci kültürün tanıtımı programları da vardır. Devrim, sadece eskiyi yok etmekle ilgili değil, aynı zamanda yeni olanı inşa etmekle ilgilidir.

İkincil mücadele biçimi, işçilerin, kadınların, gençlerin, avukatların, öğretmenlerin, sağlık çalışanlarının, bilim adamlarının ve küçük burjuvazinin diğer kesimlerinin kitlesel hareketleriyle kentlerde yasal ve parlamenter olarak yürütülüyor. CPP yasadışı bir Parti olduğu için, görevi sistemi reformize etmek değil, Lenin’in söylediği gibi sistemin çürümüşlüğünü ortaya koyması, kitlelerin devrim ihtiyacını görmesini sağlamak amacıyla gerici parlamentoda temsilcilerin bulunması için yasal partiler kurduk.

İşçiler ve gençlik hareketleri, kentlerdeki yasal demokratik hareketi ilerletmede kilit bir rol oynamaktadır. Fabrikalarda ve sendikalarda aktif olarak çalışıyoruz. Parti önderliğindeki ulusal işçi federasyonu, işçilerin hakları için savaşan en büyük ve en militanlar arasındadır. Okullarda ve üniversitelerde aktif olarak çalışıyoruz ve kampüs içindeki ve dışındaki mücadeleleri genel olarak öğrencilerin ve Filipin halkının demokratik hakları için yönetiyoruz.

Tarihsel olarak, gençlik hareketi yeniden oluşturulan CPP’de önemli bir rol oynamıştır. Yeni Parti’nin kurucu başkanı olan Jose Maria Sison, eski Parti’nin gençlik bölümünün başında olan altmışlı yılların başlarındaki gençlik hareketinin yeniden canlanmasından sorumlu kişiydi. Ve diğer genç kadrolarla birlikte, eski Parti’nin öznel ve haklı ve “Sol” hatalarını reddeden İlk Büyük Düzeltme Hareketi’ne liderlik etti ve CPP’yi 1968’de Marksizm-Leninizm-Mao Zedong Düşüncesinin kuramsal temelleri üzerine yeniden kurdu. Gençlik, propaganda hareketi yoluyla halk arasında devrimin mesajını yaymak ve daha sonra ülke çapında genç kadroları ve eylemcileri kırsal kesimde silahlı mücadeleyi başlatmak için ülkenin farklı yerlerine harekete geçirdiğinde, hareketi genişletmede kilit bir rol oynadı. İl kasabalarında ve şehirlerde çalışmalar yürüttü.

Kadınların kurtuluş hareketine en başından beri özel ilgi gösterdik. Mao’ya göre, “Kadınlar göğün yarısıdır.” Kadını yanınıza almadan devrimi kazanamazsınız. Köylüler, işçiler, küçük burjuvazi ve gençlik arasında kadın örgütleri kuruyoruz. Kadın yoldaşlar artık hem kentlerdeki yasal demokratik hareket hem de kırsal kesimde silahlı mücadelede sorumlu pozisyonlarda bulunuyorlar.

Aynı zamanda barış müzakerelerini başka bir mücadele alanı olarak kullanıyoruz. Ancak gericilerin (şu andaki varlıklarından) gönüllü olarak vazgeçecekleri ve hatta paylaşacakları konusunda herhangi bir yanılsamamız yok. Barış müzakereleri yoluyla, savaşan durumumuz için bir dereceye kadar uluslararası tanınırlık kazandık ve politik tutsaklarımızın serbest bırakılması gibi bazı taktik kazanımlar elde ettik. Norveç Kraliyet Hükümeti, 2001’den beri bu barış müzakerelerinde kolaylaştırıcı (uzlaştırıcı) üçüncü olarak hareket etmektedir.

CTP’nin mevcut başkanı Duterte, kendisinin bir Sosyalist olduğunu ve Filipinler’in ilk Sol Başkanı olduğunu açıkça söyledi. Güney Filipinler’deki bir şehrin belediye başkanı olduğu zaman, devrimci hareketle dostane ilişkiler sürdürdü. Kendisini ABD’den uzaklaştıracağını ve bağımsız bir dış politika izleyeceğini söyledi. Ayrıca, halka rağmen kendilerini zenginleştiren oligarklara karşı çıkacağını da söyledi.

Mayıs 2016’da cumhurbaşkanı olduğun da, “kapsayıcı bir hükümet” kurmaya istekli olduğunu ve 4 kabin pozisyonu sunduğunu söyledi. Ayrıca bütün siyasi tutukluları serbest bırakacağına söz verdi. CPP, 4 ilerici insanı önerdi ve hükümetiyle barış müzakerelerine girdi ve “reformlar için bir ittifak” olarak Duterte’i önerdi. Barış müzakereleri dört tur koştu (sürdü), ancak o zamandan beri bir çıkmaz ulaştı. Çünkü Duterte bütün siyasi tutsakları serbest bırakma vaadini yerine getirmedi ve devrimci hareketin belirsiz bir ateşkes ilan etmesini istedi.

Kesin bir ateşkes anlaşmasına katılmıyoruz çünkü ateşkesle ilgili deneyimimiz, savaşmayı durdurduğunuzda, diğer tarafın silahlı çatışmanın nedenlerini çözmede ilgiyi yitirdiğidir: brüt sosyal eşitsizlik, ekonomik azgelişme, emperyalist egemenlik, demokrasi eksikliği vb. Öte yandan, askeri operasyonlara devam ederek, özellikle devrimin kitle tabanını hedef alarak, örneğin, suç ortaklarına karşı polis operasyonları yürüttüklerini iddia ederek, sürekli olarak ateşkesi ihlal ediyor. Ayrıca, ateşkesi ihlal ettiklerini reddedebilmek için, paramiliter güçleri kullanarak devirmcileri şüpheli bir şekilde öldürüyorlar. Dolayısıyla, politikamız, silahlı çatışmanın temel nedenleri olan toplumsal sorunları nasıl çözeceğimize dair bir anlaşmaya varıncaya kadar “savaşırken konuşmak” olmuştur.

O zamandan beri, Duterte, geleneksel ABD yanlısı orduyla doğru körelme lehine ve Obama’ya küfür ederek büyük bir küfür gösterisi yaptıktan sonra ABD emperyalizmine doğru coşmakta ve ona “orospu çocuğu” demektedir. ABD’yi çökerterek ve Çin ve Rusya’ya daha fazla yaslanarak bağımsız bir dış politikanın başkanlığını yaptığı izlenimini yaratmak istemiştir.

Devam eden iç savaşta bugün Filipinlerde var olan ikili güç var. Halkın ordusu, siyasal iktidar organları ve köylülerin, kadınların, gençlerin ve devrimci hükümetin embriyosunun kitlesel temelini oluşturan diğer sektörlerin kitle örgütleri ile kırsal kesimde Kızıl devrimci güç var. Silahlı devrim şimdi stratejik savunmanın gelişmiş alt aşamasında. Gelecekte stratejik çıkmaza sokup , saldırıya geçecek ve ülke çapındaki zafere ulaşacaktır.

Devrimi, kendi ülkemizdeki proleter enternasyonalist görevimiz ve dünya proleter devrimine en büyük katkımız olarak ilerletmeyi düşünüyoruz.

Teşekkürler yoldaşlar.