DKP ve Sosyal Demokratizm – Ulrike Meinhof

Kesintisiz’in Sunumu

”Yakında bir yerler yanar, bir yerlerde bir kışla havaya uçar, bir stadyumda tribün çökerse, lütfen şaşırmayın. Tıpkı Amerikalılar sınır hattını aştığında, Hanoi şehir merkezi bombalandığında, deniz piyadeleri Çin’e girdiğinde şaşırmadığınız gibi.” 1970’li yıllarda Kızıl Ordu Fraksiyonu ve Devrimci Hücreler ile birlikte Batı Almanya’da şehir gerillası mücadelesi veren 2 Haziran Hareketi’nin üyesi Fritz Teufel’in de içinde yer aldığı Berlin’deki alternatif yaşam projesi Kommune 1’in bir bildirisi

1960 ve 1970’li yıllarla birlikte savaşı canavarın kalbine taşıma, ”İki-üç daha fazla Vietnam” yaratma şiarı sömürge ve metropol devrimcilerinin temel programı olur. Silahlı eylem fikrini bir yandan savaşın merkezlerinde oluşan burjuva duyarsızlığı sarsmak diğer yandan ise Sovyetik Komünist Partilerin reformist şemasına göre bir çıkış kurgusu olarak tasarlayan devrimciler Latin Amerika, Afrika, Ortadoğu ve Batı Avrupa’da gerilla mücadelesine başlar. Gerilla birlikleri varlığıyla kapitalist-emperyalist sistemden kurtuluş öznesi haline gelirken ve tüm ezilen toplumsal kesimlere bu özneye katılım çağrısını eylemliliğiyle işaret ederken, egemenler için ise iktidarlarının ve canlarının tehlikeye girdiği bir karabasanı temsil eder. Egemenler için karabasan, ezilenler için ise kurtuluş demek olan bu öznenin ortaya çıkışının Batı Almanya’daki ilk nüveleri 1968 yılında dört gencin Frankfurt’ta bir alışveriş merkezini bombalamasıyla başlar. Bir doktora öğrencisi ve bir çocuk annesi olan Gudrun Ensslin ile Andreas Baader’in öncülük ettiği bu eylem Ulrike Meinhof ile yollarının kesişmesinin ve Kızıl Ordu Fraksiyonun kuruluşunun temellerini atar. Konkret’teki yazısında eylemi kapitalist sistemin temellerine bir zarar vermemesi ve sistemin kendini ekonomik olarak yeniden üretmesini sağlaması olguları üzerinden eleştiren ama eylemin ”insanları değil mülkiyeti koruyan” bir yasaya isyanı tanımlaması ilerici momenti üzerinden olumlayan Meinhof yazısını da ”Bir alışveriş merkezini ateşe vermek, yine de alışveriş merkezi işletmekten daha iyidir.” sözleriyle bitirir.

Andreas Baader ve Gudrun Ensslin

Bu yazı sonrası Batı Almanya devleti tarafından aranan Gudrun Ensslin ve Andreas Baader bir süre Ulrike Meinhof’un Berlin’deki apartman dairesinde saklanır. Bu saklanma sonrası yeraltı yaşamı ve gerilla mücadelesine devam etmek isteyen Baader ile Ensslin’in yolu Berlin’deki bir kız yurdunda otoriter eğitime karşı ayaklanmayı konu alan Bambule isimli oyunun senaryosunu yazmaya girişen Ulrike ile ayrılır. Gizli servisin kurduğu bir tuzak sonucu Frankfurt eylemi nedeniyle hala aranan Baader henüz silahlanma aşamasındayken yakalanır. Ancak Baader’in yakalanışı Ulrike ve mücadele için bir sondan çok başlangıçtır. Ulrike’nin yazmayı planladığı kitap için Baader’le görüşme talebi hapishane yönetimi tarafından kabul edilir. Söyleşi için gardiyanlar eşliğinde Almanya Toplumsal Sorunlar Enstitüsü binasına getirilen Andreas Baader silahlı eylemciler tarafından kaçırılır. Ulrike Meinhof’un da bu eylemcilerle birlikte kaçması onun da yeraltı mücadelesi ve silahlı deneyime katıldığının göstergesi olur. Bu eylemden kısa bir süre sonra bildiri yayınlanarak Kızıl Ordu Fraksiyonu’nun kuruluşu ilan edilir.

1970’li yıllar ve sonrasındaki kuşağın gerilla teorisyenleri arasında yer alan Ulrike Meinhof, entelektüel birikimle militan eylemciliğin bütünleştirilmesi açısından özel bir yeri temsil ediyor. Almanya Komünist Partisi ile bağdan, radikal sol muhalefetin bir dönem için dergisi olan Konkret’te yazarlığa ve Konkret’in onun deyimiyle ”karşı devrimin bir aracına dönüşmesiyle” birlikte ayrılmasına ve şehir gerillasına geçişle ilerleyen Ulrike’nin hayatı 1972’den itibaren tutsaklık, tecrit ve 9 Mayıs 1976’da devletin onu hapishanede katletmesiyle son bulur.

Ulrike Meinhof’un ”DKP ve Sosyal Demokratizm” yazısı onun henüz şehir gerillası mücadelesine başlamadığı ama düzen içi sola yönelik eleştirilerinin ve devrimci mücadeleye olan geçişinin teorik izlerini sürebileceğimiz bir metin. Bu metninde yeni kurulan DKP’nin kapitalizmle olan mücadelede sosyal demokrat bir söylemi öne çıkararak sosyalizmin kurulması gerekliliğinin nedenini basit bir şekilde ”teknik devrime” indirgemesini eleştirmiştir. Emperyalist barbarlığın yıkımına gözlerini kapamak ve mücadeleyi yaşam standartlarının iyileştirilmesine yönelik bir araç olarak ele almanın kapitalizmi yıkmayacağı gibi; bu tarz bir mücadelenin kapitalist sistemin içinde insanların hayatlarını ”tatlılaştırarak” pasifize eden ayrıcalıkların oluşmasını sağlayacağını açıklamıştır. Bugün de bir çok ”sosyalist” partinin mücadelesini kapitalizme karşı yıkıcı bir dinamiğin ortaya çıkmasını sağlayacak bir söz ve eylem biçimi üzerinden değil düzen içi talep ve ayrıcalıkların korunması veya sürdürülmesinin peşine takılan bir söz üzerinden kurarak sistemin rıza üretimine dolayısıyla suni dengeyi sürdürmesine katkı verecek bir şema üzerinden kurmasını göz önüne aldığımızda Ulrike Meinhof’un bu metni sadece döneme özgü bir tartışmayı değil bugüne dair de bir tartışmayı barındırıyor. Okuyucularımıza sunuyoruz.

DKP ve Sosyal Demokratizm

Rudi Dutschke, suikasttan sonra eline geçen mektuplara yazdığı yeni, bu defa basılmadan önce hiçbir yerde yayımlanmayan önsözde ”Şimdi, anti-otoriter kampın görünüşe göre gerileme döneminde… DKP (1) ortaya çıkıyor. Kamp bilincini zayıflatmak, moral bozmak ve hareketi DKP’ye, SPD’ye vs. entegre etmekten başka bir işlevi yok. ”Buna karşın DKP’nin kurucuları , partilerinin ”Federal Almanya Cumhuriyeti’ndeki politik yaşamı zenginleştireceği, ülkemizdeki sosyalist ve demokrat güçlerin etkinliklerine hareket getireceği” düşüncesinde. İnsan daha şimdiden, ”ya biri ya diğeri, ya politik yaşamı zenginleştirmek ya…” deme eğiliminde olsa da, daha yakından inceleyince, durumun bundan da kötü olduğu ortaya çıkıyor.

Bu parti, hiç eleştirmeden ve ayrım gözetmeksizin Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht’e, Bebel ve Thalmann’a dayandığını iddia ediyor ve programına dair, insana olsa olsa SPD’nin Godesberg Programı’nı (2) anımsatan açıklamalar yapıyor. Ki burada devrimci sözlerin azlığı değil, sosyal demokrat olanların bolluğu dikkat çekiyor. DKP yalnızca politik yaşamı zenginleştirmek değil, ”demokrasiyi yenilemek”, ”Federal Cumhuriyet’in yurtdışındaki saygınlığına faydalı” olmak, aynı zamanda ”saf ekonomik olanakları, çalışkan ve becerikli halkıyla” bu ülkeye (ki buradan tembel ve beceriksiz halklar da olduğu sonucunu çıkarabiliriz) sosyalizme gidecek yolu gösterecek ”yapıcı, yol gösterici çözümler” üretmek de istiyor. Tabii ki ”ABD’nin Vietnam’daki kirli savaşına” da karşı, ancak bu topraklardaki zengin ekonomik olanakların Üçüncü Dünya’daki savaşlarla bağlantılı olduğuna dair bir ipucu aramak zaten beyhude bir çaba.

Dış politikada Augstein çizgisinde (Demokratik Alman Cumhuriyeti’nin, Oder-Neisse sınırının tanınması, silahsızlanma, Avrupa güvenlik sistemi vs.) olan parti, iç politikada SPD’nin, Godesberg Programı’na oranla daha ilerisinde değil, uzak hedef sosyalizmin adı arada anılsa da, reformist. Bağlantılar anlaşılmaz olmaya devam ediyor. Yasallığıyla ilgili endişeleri haklı da olsa, yasallık parti için bir fetişe dönüşmüş. Burada yasallaşan, komünist sosyal demokratizm.

Godesberg Programı’nda ”Kamu mülkiyeti, hiçbir modern devletin vazgeçemeyeceği bir kamu kontrolü biçimidir,” denirken, DKP sendikaların temel endüstri dallarının kamu mülkiyetine geçirilmesi talebini ”güncel ve çağcıl” olarak niteliyor. Godesberg’dekiler, ”Demokrasi, işçilerin işyerlerinde ve ekonominin tamamında yönetime katılmasını gerektiriyor. İşçi ekonomik tebaadan ekonomik yurttaşa dönüşmek zorunda,” diye düşünürken, DKP ”Demokratik bir ekonomi politikasının odağında, tekellerinin kısıtlanmasının ilk adımı olarak çalışanların işyerlerinde, şirketlerde ve devlette yönetime katılımı yer almalı. Bu, patronların keyfi davranışlarına karşı toplumsal bir güvence işlevi görür,” diyor. Nasıl Godesberg’dekiler tam istihdamdan ve ulusal üretkenliğin arttırılmasından yanaysa, DKP de aynen öyle. Godesberg SDP’si nasıl ”kapitalist dünyayı kuran toplumsal güçlerin, çağımızın endüstri devrimi ve teknikleşme sonucundan ortaya çıkan görevlerini yerini getirmede başarısız olduğunu” biliyorsa, DKP de ”Geç kapitalist toplum düzeninin, çağımızın temel toplumsal ve insani sorunlarını, özellikle de bilim ve teknikteki köklü değişim ile bağlantılı sorunları halk yararına çözme yeteneğine sahip olmadığından” fazlasını bilmiyor. İkisinin de kastettiği sosyalizm büyük ölçüde aynı şeye çıkıyor. SPD: ”Demokratik sosyalizmin temel değerlerine dayanan bir düzen… Yokluk ve korkudan, savaş ve zulümden azade, insanlık onuruna yaraşır bir toplum”; DKP: ”Yokluk ve sömürünün, güvensizlik ve gelecek korkusunun olmadığı bir toplum düzeni.”

Emekli maaşları, ücretler, kiralar, yıllık izinler, sağlık sorunları nedeniyle çalışamama halinde ücretlerin ödenmesinin sürdürülmesi, rasyonalizasyon nedeniyle işten çıkarmama anlaşmaları ve kırsal, zanaata dayalı ve diğer orta ölçekli işletmelerin güvence altına alınması; Parti, bu listedekiler ve potansiyel seçim hediyeleri için, kapitalizmdeki yaşamı işçiler açısında tatlılaştıran, ancak insanlık onuruna aykırı ve katlanılmaz olduğu bilincini aşılamayan tüm bu sistem koruyucu sendika saçmalıkları için mücadele ediyor. ”Sosyal güvenlik ve daha iyi yaşam koşulları mücadelesinin partisi” DKP, bunun tam da kapitalizmin çıkarına olduğunu, sistemin, yalnızca ayıplarının üstünü örtmek için değil, yaygınlaşan hoşnutsuzluğu, sistem yıkıcı talepler doğurmasın diye sistem koruyucu taleplere kanalize etmek için de ihtiyaç duyduğunu bilmiyor mu, bilmek istemiyor mu? Rudi: ”Metropollerdeki komünist partilerin ortak özelliği, tam da çatışmaları daha ileri götürmek yerine liberal yöne sevk etmeleri.”

DKP, büyük şirketlerin iktidarının politik ”alternatifler” aracılığıyla dağıtılamayacağını, daha yüksek bir yaşam standardının insanları yalnızca, onları sürekli meşgul eden ve illüzyonlarla cezbeden tüketim dünyasına daha da bağımlı hale getireceğini bilmiyor mu? Teknik devrimin değil, emperyalist barbarlığın kapıya dayandığını, kapitalizmin yalnızca otomasyondan bu yana değil, yüz yıl önce de insanların toplumsal gereksinimlerini karşılama becerisinden yoksun olduğunu bilmiyor mu? ”Çağcıllık” ve ”güncellik” ne zamandan beri bilimsel sosyalizmin nitelikleri?

Parti, Parlamento Dışı Muhalefet’i kitlelerden kopuk olmakla suçluyor ve bu suçlamayı hareketin ilkesel bir parlamentarizm ve kurum karşıtlığında ısrar ettiği iddiasıyla birleştiriyor. Bu, söz konusu partinin, kopuk olduğunu iddia ettiği kitleler nezdinde Parlamento Dışı Muhalefet’e iftirası atılmasına da katıldığı anlamına geliyor. Rudi Dutschke: ”Bugün laf ebeleri değil (devrim tartışmasının pratik çalışmanın yerine konduğunu artık ortaya çıkarmış bulunuyoruz), fabrikalarda, büyük tarımsal işletmelerde, orduda, devlet bürokrasisinde işyerini düzenini bozan sürekli devrimciler bütün ücretli çalışanlar tarafından kabul görür… ‘İşyerini yoluna koymak’ yalnızca, ücretli çalışanları ve diğerlerini daha fazla desteklemek, onların yanında sistemden yeni devrimci fraksiyonlar koparmayı öğrenmektir. Sürekli devrimciler tekrar tekrar kapı dışarı edilebilirler, tekrar tekrar yeni kurumlara sızabilirler: Bu, kurumların içinden uzun yürüyüştür.” Şimdi, kurum karşıtlığı ne demek?

Mahkemeler gibi mülki kurumların Alman komünistlerinin bile rızasını alamadıklarını anti-otoriterlerin başına kakacağı anın geleceği görülüyor. Tıpkı Frankfurt alışveriş merkezi kundaklama davasının kararının gerekçesinde SDS’in Nisan ayında eylemle arasına mesafe koymasının, cezanın sertliğini meşrulaştırmakta kullanılmasında olduğu gibi. Bu parti, kendini şimdiye dek tanıttığı haliyle, SPD’nin 50’lerdeki işlevini üstleniyor: Muhalefetçilik oyunları. Nirumund, bir keresinde onu ”sistemin fahişesi” olarak adlandırmıştı.

konkret, 15.sayı, 1968

Notlar

  1. Alman Komünist Partisi (DKP), 1968 Eylülü’nde Frankfurt’ta -büyük ölçüde yasaklı olan Almanya Komünist Partisi’nin eski kadroları tarafından- kuruldu.
  2. Godesberg Programı, SPD’nin (Almanya Sosyal Demokrat Partisi) 1959-1989 arasında geçerli olan, partinin sosyalist bir işçi sınıfı partisi değil, halkın bütün kesimlerini temsil eden bir ”halk partisi” olmayı hedeflediğini resmen açıkladığı programı.