Efsanenin Ötesinde: 1968’in Mirası (Magnum Photos – Bruno Barbey)

”Gerçekçi ol: İmkansızı iste!” Filozof ve teorisyen Herbert Marcuse tarafından yaratılmış olan bu slogan, 1968 Mayıs‘ında Fransa‘daki çarpıcı havayı açıklamakta önemli bir aşama kaydetmiştir.

Köhnemiş üniversite sistemine karşı öğrenci protestolarıyla başlayan bu çalkantılı ay; kısa sürede kapitalizme, komünizme (1), paternalist siyasete, medya sansürlerine, cinsiyet eşitsizliğine ve daha fazlasına karşı bir ayaklanmaya evrildi. Bu gençlik idealizmi o sene içinde dünyanın her yanındaki kampüslerde -Meksika‘dan Prag‘a, Japonya‘ya kadar- hissedilir hale gelmiş olsa da, kriz başka hiçbir yerde toplumun geri kalanına Fransa‘da yayıldığı kadar çabuk yayılmadı.

Gaulle‘e destek mitingi esnasında, fotoğraftaki kadının elindeki France-Soir gazetesinin son sayısında büyük harflerle yazılan başlıklardan bazıları: ”Kalıyorum”, ”Pompidou‘yu azletmeyeceğim”. Champs Elysees, Paris

Ayaklanmayı öğrenciler başlatmış olmasına rağmen kısa sürede davaları, yaşam şartlarından bıkmış fabrika işçilerinin somut talepleriyle birleşti: ”Daha iyi ücret ve daha iyi çalışma saatleri”. 13 Mayıs‘ta, Charles De Gaulle hükümeti için düşme talebiyle düzenlenen devasa işçi ve öğrenci yürüyüşü, Sen Nehri‘nin sol kıyısını felç etti. 24 Mayıs‘a gelindiğinde ise, sekiz milyon işçi, Fransa tarihinin en büyük süresiz grevine başlamıştı. Bu alışılmadık ittifak Paris‘te -ve kısa sürede Fransa‘nın geri kalanında- hayatı durdurdu.

Mayıs‘ın sonuna gelindiğinde, rüzgar tersine dönmeye başlamıştı. Başlangıçta protestocuların tarafında olan halk, sokak çatışmalarından ve kamu hizmetlerinin kullanılamamasından bıkmıştı. İşçi-öğrenci birliği ise, isçilerin hükümet ile yaptığı anlaşma üzerine bozulmaya yüz tuttu. O ay, daha doğrusu o yedi hafta, devrimle sonlanmadı ve De Gaulle, küçük bir farkla bir dönem daha seçildi.

De Gaulle‘e destek icin toplanan 300.000 kişinin Champs Elysees‘deki
büyük yürüyüşü. 8. bölge, Paris. 30 Mayıs, 1968.
Ögrenci ve sendika (CGT) grupları eyleminden. Paris, Fransa. 29 Mayıs
1968.

Mayıs 68 daha sönümlenmeden bir efsaneye dönüştü ve bugün geriye bıraktığı miras, kimilerince yüceltiliyor; kimilerince lanetleniyor. Gerçekleştirilen taarruzun başındaki isim olan Daniel Cohn-Bendit 2008 yılında konu hakkında, okuyuculara hareketin bir devrim değil; ayaklanma olduğunu hatırlattığı ”68’i Unutun” başlıklı bir yazı yayınladı. Ancak toplumsal dönüşüm -dolaylı da olsa- gerçekleşmişti. Ve şüphesiz o yaz Fransa, tozlu ve kasvetli savaş sonrası tutuculuğundan koparılmış konformizmin reddedildiği bir döneme girdi.

Asağıdaki bölümde o dönemi ikonik şekilde ölümsüzleştiren Magnum fotografçısı Bruno Barbey; dönemin ruhunu, hararetini ve bugün için ne anlama geldiğini yansıtıyor. 50 sene içinde, dünya tanınamaz hale gelebilir; ne var ki silah kontrolü, eğitim reformu ve daha fazla konuda gençler yeniden, kurtuluşa doğru ilerleyişin başını çekiyorlar.

”O zamana kadar Batı’nın bir başkentinde, Paris’te gördüğüm oranda şiddet hiç görmemiştim.” – Bruno Barbey

Öğrenciler polise ellerindeki cisimleri fırlatırlarken, Saint Germain Bulvarı, 6. bölge, Paris, Fransa. 6 Mayıs, 1968.
Grevdeki Renault araba fabrikası. Grev yapan işçilerle konuşan bir kadın öğrenci. Boulogne-Billancourt, Fransa. 17 Mayıs, 1968.
Sorbonne Üniversitesi‘nde öğrenci toplantısı. Öğrenci hareketinin
liderlerinden Daniel-Cohn Bendit, amfitiyatroda konuşurken. 5.bölge, Paris. 28 Mayıs.

Bruno Barbey

Mayıs 68‘in en büyüleyici yanı, toplumsal tabakaların her birinde gerçekleşen açık tartışmaları ve insanların, geri kalan herkes adına açıkça ses verdiğini görmekti. Sokağa dökülen insanlar -ki bunlar sadece öğrencilerden oluşmuyordu- dünyayı yeniden kurmak, özgürlüğü elde etmek için oldukça istekli bir şekilde tartışıyorlardı. Ben militan değildim; fakat eylemcilere sempati besliyordum.

O zamana kadar Batı’nın bir başkentinde, Paris’te gördüğüm oranda şiddet hiç görmemiştim.. Barikatlar; tekerlek, araba hatta filmlerin reklam panoları gibi elde olan tüm malzemeler kullanılarak kuruluyordu. Bir seferinde Henry Fonda filmi olan Madigan‘ın afişini, barikat kurmak için kullanırlarken denk geldim. Poster bir anda alev alınca her şey bir anda gerçek üstü görünmeye başladı. Doğal olarak Fransız halkı, basta öğrencileri destekledi çünkü; polisin kitleye uyguladığı şiddet onları rahatsız etti. Protesto üstüne protesto yapılan haftalardan sonra ise grevlerden ve eylemlerden sıkılan halk benzin depolarını doldurmak istedi.

Zincir halinde dizilmiş öğrenciler, barikat için birbirlerine kaldırım taşı uzatırken. Gay Lussac Sokağı, 5.bölge, Paris. 10 Mayıs, 1968.
Saint Germain Bulvarı, 6.bölge, Paris. 6 Mayıs, 1968.

Fotoğrafını çekebildiğim en iyi anlardan biri, öğrenci ve işçilerin Boulogne-Billancourt‘ta Renault fabrikasındaki buluşmasındandı. Normalde bu tarz bir buluşma; militanları solcu, Maoist, Troçkist, Anarşist ve ”kontrol edilemez” olarak nitelendiren ve onları istemeyen sendikalar tarafından yasaklanmıştı. Fakat o gün orada genç bir öğrencinin, Renault işçilerine trabzanın öteki yanından seslenerek dünyayı değiştirmek üzerine çılgın düşüncelerini paylaşmaya çalıştığını hatırlıyorum.

Bir olağan dışı olay ise Sorbonne Universitesi‘nde, 2000 civarı kişinin toplandığı büyük amfitiyatroda gerçekleşmişti. Yazarlar ve soldan sağa her türden insan, münazara etmek ve fikirlerini tartışmaya açmak için toplanmış; Jean Paul Sartre gibi entelektüeller konuşma yapmıştı.

”Sokağa dökülen insanlar -ki bunlar sadece öğrencilerden oluşmuyordu- dünyayı yeniden kurmak, özgürlüğü elde etmek için oldukça istekli bir şekilde tartışıyorlardı.” – Bruno Barbey

Fransız filozof ve yazar Jean-Paul Sartre, Sorbonne‘da. Mayıs 1968, Paris.
Molotof kokteyli taşıyan eylemciler. St. Michel Bulvarı, Paris. 10 Mayıs 1968‘i 11‘e bağlayan gece.
Ayaklanmaların gerçekleştiği geceden sonra, Gay Lussac yolundaki bir araba. Paris, 11 Mayıs, 1968.

68 Mayıs’ı sırasında sürekli tetikte bekliyorduk. Ne zaman büyük bir eylem olsa bisikletimi ya da motorsikletimi alıp oraya gidiyordum. Olaylar genellikle gece olurdu. Profesyonel fotoğrafçıların flaşları vardı; bende yoktu ama pişmanlık duymuyordum. Cartier-Bresson ve Marc Riboud flaşsız Leica kullanıyorlardı. Fotoğraflar bazen bulanık çıkıyordu fakat bence böylelikle sokağın atmosferini daha iyi yansıtmıştı.

Hemen hemen hiç video kamera yoktu. Bir tek William Klein‘in ve bazı yabancı televizyon ekiplerinin video çektiğini hatırlıyorum, fakat ORTF (Ulusal Haber Ajansı) grevdeydi ve başka Fransız televizyon kanalı yoktu. Günümüzde fotoğrafın rolü ve önemi televizyon yüzünden azalmış olsa da, o anda çok büyüktü.

68 Mayıs‘ından sonra Tokyo‘da Ekim ayında gerçekleşen ve aşırı şiddetli geçen eylemlerin fotoğraflarını da çektim. Sonra Jean Genet ile Filistin‘de çalışmaya başladım. Mayıs hareketinin sonuna gelindiğinde, pek çok kişi hayal kırıklığına uğramıştı; ben uğramadım. O sırada daha acil olan başka işlerle meşguldüm.

Renault fabrikasindaki grevciler, Grenelle Anlasmalarına ilişkin haberleri dinlerken. CGT (Fransız sendika) toplantısından. Boulogne-Billancourt, Hauts-de-Seine departmanı

Kaynak

https://www.magnumphotos.com/newsroom/politics/the-legacy-of-may-68/

Notlar

  1. Yazarın komünizm derken kastettiği muhtemelen reformist Fransız Komünist Partisi ve onun bağlı olduğu SBKP çizgisi.