Regis Debray, Devrim İçinde Devrim ve Foko

”Başarılı bir pusu, işkencenin öldürülmesi, ele geçirilen silahların gerillaya teslim edilmesi, şu ya da bu Amerikan ülkesinde ortaya çıkabilecek reformcu yüreksizler için en iyi cevaptır.”

Regis Debray’ın 1967’de yayımlanan ”Devrim İçinde Devrim mi” kitabı dönemin devrimci mücadele tartışmalarına Küba devriminin açtığı bağlam üzerinden yön gösteren bir kılavuz olmuştur. Debray bu kitabında bir yandan Latin Amerika’da kitlelerin kendiliğinden ayaklanmasını bekleyen, bu ayaklanma anına kadarsa yasal-düzen içi mücadele yürütmeyi seçen, Sovyetik bir model içinde sıkışan Komünist Partilerin eleştirisini yaparken diğer yandansa devrimin gerçekleştirilmesinin burjuva politik arenanın mutlak reddi ve politik şiddetin örgütlenmesiyle gerçekleştirileceğini anlatır.

Burjuva politik arenanın devrimcileri militan bir özden soyutlayarak şehir yaşantısının nispi refahı içerisinde edilgenleştiren yapısına karşı Debray, şiddeti ve şiddetin gerçekleştirileceği temel alan olarak kırı benimseyen bir şema üzerinden devrimciliğin yeniden kurulumunu önerir. Kitabın ana ekseni dönem tartışmalarının hakim konuları kır-şehir, parti-gerilla, şiddetin kurulumu veya ertelenmesi tartışmaları olurken Küba devrimi tüm bu alanlar üzerinde işaret ettiği yolla bu tartışmanın savaşçı bir örgütlenme metoduyla nasıl sonuçlandırılabileceğinin ifadesi olur.

Küba: Devrim İçinde Devrim

”Oriente kıyılarına çıkmadan önce Fidel’in Mao’nun askeri yazılarını henüz okumamış oluşunu bir şans kabul etmek gerekir. Bu sayede o, yerinde ve kendi tecrübelerine dayanarak, bulunduğu araziye en uygun askeri öğretinin ilkelerini tespit edebilme imkanına kavuşmuştur.”

Küba devrimi karakteristik özellikleriyle devrimin içinde bir devrim olmuştur. Bunu sağlayan Küba’nın Latin Amerika özgülünde yeni bir devrimci örgütlenme metodu ortaya çıkarmasıdır. Küba devrimi ne Bolşevik devrimi gibi şehrin temel alındığı ayaklanma modeliyle ne de Çin ve Vietnam devrimlerinde ki model olan parti ve cephe ayrımına dayanır. Küba devrimi politik lider ve savaşçı birlikteliği, gerillanın partiye öncül olması ve eylemin rotayı belirlemesi açısından yeni bir yapıyı açığa çıkarmıştır. Onda ne Bolşevikler de iç savaş sırasında var olan Lenin’in partinin lideri olduğu, Troçki’nin ise Kızıl Ordu’nun askeri lideri olduğu yapı ne de Çin devrimcilerin de bulunan Mao’nun politik lider, Çu Teh’in askeri lider olduğu bir yapı vardır. Politik liderler öncü savaşçı, öncü savaşçılar ise politik liderlerdir. Fidel, Guevara veya Camilo gerillanın politik liderleri olduğu gibi öncü savaşçı ve komutanlardır da.

Politik-askeri liderliğin birlikte var olmasının çeşitli nedenleri vardır. Bunun içinde doğrudan bir olgu ise yeni sömürgeciliğin varlığıdır. Vietnam veya Çin gibi yarı sömürge ülkelerde gelişen devrimci hareketler daha henüz mücadelelerin başında iktidar sorunlarıyla karşı karşıya kalmışlardı. Kısa sürede azımsanamayacak bir kitlesellik sonrasında ise kurtarılmış bölgelere ulaşan bu devrimci hareketler mücadelelerini başından itibaren parti-cephe veya politik-askeri örgütlenmelerin ayrımı üzerine kurabildiler. Yeni sömürge Küba’da ise durum farklıydı. Küba’da ne Çin ve Vietnam gibi doğrudan sömürgeci işgal vardı ne de merkezi yapının zayıflığı nedeniyle kendiliğinden açığa çıkabilen köylü isyanları. Küba, biçimsel bağımsızlık ve devlet aygıtının şiddeti üzerinden kitlelerin tepkilerinin açığa çıkmasının engellediği bir ülkeydi. Böyle bir yapı içindeyse mücadelenin ne şiddetin ertelenmesi üzerinden kurulabilmesi mümkündü ne de klasik anlamda var olan parti-cephe ayrımlarıyla.

”Koşullar gelenekle çeliştiğinde, koşulların oluşturulması ciddi bir cesaret ister.”

Fidel ve Küba devrimcileri gelenekle çatışmayı göze alarak yeni devrimci koşulları oluşturmayı seçmişlerdir. Küba devrimi, örgütün ve ilkelerin metafizik bir varsayımla mutlaklaştırıldığı bir çizgi üzerinden değil eylemin belirleyiciliği üzerinden kurulumunu sağlamıştır. Yeni sömürgeci devlet aygıtına karşı gerilla mücadelesi önsel olarak benimsenmiş, parti oluşumu ve devrim stratejisi gelişen savaşçı taktiğin üzerinde var olacak bir durum olarak kurgulanmıştır. Parti, gerilla mücadelesinin içinde Debray’ın deyimiyle ”embriyo” olarak var olurken, politik şiddet, devlet aygıtının kitleler ile arasında kurduğu suni dengeyi yok etmek ve devletin ideolojik aygıtlarına karşı gerillanın askeri eylemler üzerinden geliştireceği ideolojik propaganda aygıtının oluşturulması biçiminde şekillendirilmiştir.

Yeni sömürge Küba’da devrim, ne oligarşinin mutlak hegemonyasının bulunduğu şehirlerde gelişebilirdi ne de parti liderinin savaşçılardan ayrı olarak biçimlendiği bir örgüt şemasında partinin gerillaya dışsal yön vermesiyle. Devrim, kurmaylarının doğrudan içinde yer alarak merkezi bir şekilde yönlendirdiği şiddet eylemleriyle gelişti. Bu şiddet eylemlerinin merkezinde ise Küba devriminin ortaya çıkardığı Foko modeli belirleyici oldu.

Foko: Hiçbir yerde ve her yerde

”Devrimci, ideal formüllerin bulanıklığından sıyrılır ve gün ışığında gerçek bir varlık kazanır.”

Devrimci-askeri odak olarak tanımlayabileceğimiz Foko, Küba devriminin temel örgütlenme metodu olmuştur. Fokoların en temel özelliği hiçbir yerde ve her yerde olmasıdır. Fokolar sabit bir askeri üs oluşturmazlar. Onlar daimi gezgin gerillalardır. Savaşın başlangıç aşamasında halkla teması ya çok sınırlı olarak vardır ya da hiç yoktur. Amacı hiçbir yerde olmamasıyla düşmanın kendisini tespit etmesini engellemek, her yerde bulunmasıyla da düşmana vurucu darbeler indirmektir. Fokolar, eleştirenlerinin ifade ettiği gibi salt bir askeri örgütlenme metodu değil eylemi ve varlığıyla politik bir örgütlenme metodudur da.

Fokonun özelliği kitlelerin büyük motorunu harekete geçirecek küçük motorlar olmalarıdır. Foko önermesi bürokratik mekanizmalar, kongreler, programlar etrafında sıkışmış, sözün ve örgütün eylemin yerini aldığı bir yapının yerine ”kelimeler böler, eylem birleştirir” gerçekliğini inşa edebilmektir. Foko, küçükten büyüğe doğru giden, savaşçı küçük motorların etrafında ve bu fokoların büyümesiyle gelişecek bir savaş cephesinin oluşturulmasına dayanan devrimci mücadele biçimidir. Fokolar, topluma ulaşmanın ve radikalleştirmenin yani kitlelerin büyük motorunu harekete geçirmenin yolunun bir güç ortaya koymak ve bu güçle devletin karşı konulamazlığının yıkılmasının açığa çıkarılmasının metodudur. Bu sayede devrimci, eylemle birlikte gün ışığına çıkacaktır.

”Her şeyden önce yoksul köylü, belirli bir güce sahip olup söylediklerini yapmak için işe o güçle başlayan kişilere inanır. Ordu, toprak ağalarının özel polisi olan jandarma veya bugün var olan ”Yeşil Bereliler” ve korucular kitlelerin bilinçaltında ciddi bir itibara sahiptirler. Bu itibar zulmün ana biçimini teşkil eder: O, memnuniyetsizlerin elini kolunu bağlamakta, onları susturmakta ve aynı kişileri üniforma karşısında işittikleri hakaretleri sineye çekmeye zorlamaktadır.”

”Polis ve ordunun sahip olduğu fiziki güç, karşı konulamaz bir güç olarak görülmektedir. Gerilla güç gösterisinde bulunmalı, aynı zamanda düşmanın gücünün her şeyden önce boş bir tehdit olduğunu ortaya koymalıdır. Karşı konulamazlık fikrini ortadan kaldırmak, aziz gibi saygı duyulan efendiye karşı yüzlerce yıl içinde birikmiş korkuyu ve boynu büküklüğü yok etmek için en iyi yol, polisle ve jandarmayla savaşmaktır.”

Küba ve Foko’ya bugünden bakmak

”Felsefi bir ifadeyle, Küba devrimi’nden beri belli bir sorunsal ortadan kaybolmuş, yani soruları muhtemel tüm cevapları kapsayacak şekilde ortaya koymaktan vazgeçilmiştir. Değiştirilmesi gereken cevaplar değil, sorulardır.”

Burjuvalaşan sol, sorunsallarını yanlış yerden kurmuş bunun sonucundaysa mücadele problematiğini suni dengeyi var eden politik alan üzerinden oluşturmuştur. Devrimcilerin meselesiyse burjuvazinin politik alanı ve buranın sorunsallarına cevap aramak yani suni dengeyi kökleştirmek değil devrime dair sorunsallar ve cevaplar geliştirmektir. Küba, yeni sorunsal ve cevapların oluşması için bir yol açmıştır.

Küba devrimi, partinin soyut programlarla değil savaşın içinden kurulması gerektiği, kitlelerin eylemin kuracağı sözle örgütlenmesi ve egemene karşı mücadelenin ancak şiddetle gelişebileceği önermeleriyle yeni bir devrimci enternasyonalin ve mücadele biçiminin temelini oluşturmuştur. Foko modeli yeni sömürgelerden, metropol devrimcilerine örnek teşkil etmiş, kırla birlikte şehir fokolarının da oluşturulduğu yeni bir dönem başlamıştır. Bu yeni dönemde resmi Komünist partilerin hegemonyası öncü savaşçı ve teorisyenin bütünlük oluşturduğu yeni devrimci yapılarla kırılmıştır. Foko modelinin şehir bütünlüğü içine katılması, devrimci organizasyonun partiyi mücadele sonucu aygıtı değil mücadelenin başından itibaren geliştirmesi farklılaşan coğrafyaların ve Küba devriminin getirdiği bilincin kavranarak partiyi en başından itibaren militan bir aygıt olarak oluşturmanın ideolojik gerekçesinin aktarılmasıdır. Küba devrimi birebir anlamda belki bir daha tekrar etmeyecek ama oluşturduğu metot devrimci mücadelenin geliştirilmesinde en güçlü araç olarak kullanılmaya devam edecek. Debray şöyle diyordu; ”Bir devrimci için en değerli şeyin hayat olmadığı ilkesini kabul etmek, zafer anlamına gelir.” Kuşkusuz yeni devrimler bu temel ilkeyi benimseyen devrimcilerce geliştirilecek.