Wotta Sitta – İtalyan Politik Tutsaklar Kolektifi

Collectivo Communisti Prigionieri Wotta Sitta (Wotta Sitta Komünist Tutsaklar Kolektifi) farklı İtalyan gerilla birliklerinden meydana gelen ve yüksek güvenlikli hapishanelerde hapsedilen savaşçılardan oluşmaktadır (Kızıl Tugaylar, NAP – Silahlı Proleter Birlikler, Kızıl Tugaylar – Gerilla Partisi, COLP – Proleter Kurtuluş için Komünist Örgüt, Direniş).

Tutsaklar olarak; (Bazılarımız 15, çoğumuz 10 yıldır tutsak) yüksek güvenlikli hapishanelerdeki tutsakların mücadeleleriyle birlik içinde geniş bir mücadele bilgisine sahibiz.

Özel deneyimlerimizden bahsetmek yerine ortak mirasımızdan, yani 60’lı yılların sonunda Batı Avrupa’daki devrimci hareketlerin tipik özelliklerinden bahsetmek, Avrupa’da ve İtalya’da gerillaların doğuşunun arka planını açıklama konusunda önemli bir detaydır.

70’lerin başlarında gerilla, emperyalist sistemin kalbinde oluşacak iktidar çatışmasını yeniden başlatmak amacıyla, proletaryanın devrimci perspektifini- bir sınıf perspektifini- yeniden inşa etmek için gelişti. Özellikle İtalya’da gerilla; sınıflara, toplumsal yapılara ve tüm proleter kesimlerin mücadelesine, devlete karşı saldırı ve muhalefet ile gittikçe gelişen ve derine kök salan bir savaş deneyimi yarattı.

80’li yılların başında herkes (dolayısıyla biz de), devrimci perspektifi yeniden tasarlayan yeni bir hareketin yükselişini ve tüm uluslararası gerçekliği etkileyen bir değişimin ortaya çıktığını anladı. Avrupa’da bu olay; RAF (Kızıl Ordu Fraksiyonu), AD (Doğrudan Eylem), BR-PCC (Kızıl Tugaylar – Komünist Savaşçı Parti) ve Avrupa direnişinin büyük kısmını içeren Anti-Emperyalist Devrimci Cephenin kurulması anlamına geliyordu.

Böylece 1985 yazında tutsaklar olarak “Afrika dillerinde doğru zaman anlamına gelen Wotta Sitta” başlıklı ilk kolektif bildirilerimizi hazırladığımız dönemde, tüm dünya üzerinde ve özellikle Avrupa’da var olan devrimci deneyimler ile anti-emperyalist hareketler arasında daha geniş bir iletişim süreci kurmanın zamanının geldiğine duyulan inanç yüksek boyutlara ulaştı. “Yeni Emperyalist Düzen” olgusuna karşı yürütülen ortak mücadelede, dünya proletaryasını birbirine bağlayan ortak sınıf çıkarlarına odaklanmak için enternasyonalizme karşı olan ideolojik tutumların üstesinden gelmenin zamanı gelmişti. Ancak; özellikle İtalya’da başlangıçtan beri asıl amacımız, 1982’de gerilla örgütlerinin uğradığı mağlubiyet ve tutuklamaların ardından yükselen karşı-devrimci stratejiye politik bir cevap vermektir.

Kapitalist hükümetler, mücadelelerini anti-emperyalist savaşa ve komünist bakış açısına karşı bir silah haline dönüştürmek, ayrıca savaşan örgütlere karşı koymak  için Avrupa’daki devrimci tutsakların mücadelesine ve direnişine son vermeye çalıştılar.

Niyetimiz, büyüyen devrimci hareket içindeki devrimci tutsakların savaşan politik birliği sayesinde karşı devrimciler ile mücadele etmektir. Tüm Avrupa devletlerindeki tutsaklara karşı yürütülen karşı-devrimci strateji, ortak temele sahip olduğu için devrimci tutsakların ve dayanışma hareketlerinin mücadelesi de gittikçe büyümeli, ortak ve birleşik bir temele sahip olmalıdır. Tüm bunlar, enternasyonalist dayanışmanın dışında düşünülemez.

Bu anlamda, RAF’ın tutsak savaşçıları tarafından yürütülen mücadelenin ve Federal Almanya Cumhuriyeti’nde ki direnişin yanı sıra İspanya’da PCE (r) ve GRAPO’nun tutsak savaşçılarının mücadelesi de dayanışma yaratmak adına oldukça önemliydi.

Ayrıca, İtalyan cezaevlerinde bazı Arap ve Filistinli tutsaklar olduğunu, ayrıca son birkaç yıl içinde onlarla çok sayıda dayanışma girişimi gerçekleştirdiğimizi söylemek isteriz.

Hapishane koşullarımızla ilgili olarak; diğer tüm İtalyan siyasi tutsaklarla birlikte (yaklaşık 150), farklı özel hapishanelere yayılmış olduğumuzu söylemeliyiz: Erkekler için Novara, Cuneo, Marino del Tronto, Carinola, Roma-Rebibbia, Opera; Kadınlar için Milano.

Bütün bunlar, 80’li yılların başlarında sayıları 800 kişiye ulaşan tutsaklar için “terörizmle mücadele” çerçevesinde 1977 yılında İtalyan hükümetinin kararıyla kurulan siyasi tutuklular için kontrol birimlerine sahip maksimum güvenlik hapishaneleridir.

Devlet politikası; ziyaretlerin ve postaların cezaevi birimi aracılığıyla istihbarat güçleri tarafından sıkı bir şekilde kontrol edilmesi, hapishane içindeki siyasi tartışmalara yönelik soruşturmalar yürütülmesi, devrimci tutsaklara karşı düzenli suçlama kampanyası düzenlemesi, dayanışma hareketine ve tutsaklara destek veren insanlara ve akrabalarına karşı davalar açılması gibi tecrit politikaları ile uygulanan sürekli baskıya dayanıyordu.

İtalya’da, devletin pasifleştirme politikası tarafından kontrol edilemeyen devrimci tutsakların her faaliyeti “devlet güvenliğine karşı bir tehdit” olarak kabul ediliyordu. Çünkü bir süredir burjuvazi, son on yılda giderek artan proletarya ile devlet arasındaki çatışmayı yeniden yatıştırmak ve silahlı mücadelenin bütün deneyimini depolitize etmek için birçok eski devrimciyle – çeşitli savaş örgütlerindeki militanlar- aktif işbirliği oluşturarak, silahlı mücadeleye siyasi bir çözüm getirmeye çalışmıştı.

Devletin oluşturduğu bu karşıt-devrimci stratejide, reformist ve revizyonist partiler oldukça aktifti. PCI’nın PDS’ye (daha sonra Sol’un Demokrat Partisine) dönüşmesi, İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde başladığı burjuva eğilimlerini tamamladı ve ülkede herhangi bir devrimci girişimin düşmanı olarak rolünü güçlendirdi.

Sonuç olarak; devrimci tutuklular üzerindeki devlet politikası, “1992 Avrupa Birliği Tek Pazar” amacıyla imzalanan Maastricht Antlaşması’nın çok önemli bir rol oynadığı Avrupa ekonomik-politik-askeri entegrasyon süreci karşısında gerilla mahkumlarının varlığının temsil ettiği çelişkiyi yeniden tanımlamayı amaçlamaktadır. Her Avrupa ülkesinde, tutuklulara karşı doğrudan saldırılar ve bunları gerillaya karşı kullanma girişimini görüyoruz, tıpkı DDR’deki eski RAF militanlarının tutuklanmasıyla olduğu gibi.

Tutuklu devrimciler olarak, her Avrupa ülkesinde aynı karşı-devrimci emperyalizm stratejisine karşı koymak zorundayız, bunun devrimci sürecin ayrılmaz bir parçası olduğunun farkındayız ve Batı Avrupa’daki tutsak birliğinde, savaş deneyimimizde olası ve gerekli bir adım olduğunu görüyoruz.

Collectivo Communisit Prigionieri Wotta Sitta

(1992’de kaleme alınmıştır.)

Kaynak

https://armthespiritforrevolutionaryresistance.wordpress.com/2017/06/29/wotta-sitta/